2 Aralık 2016 Cuma

Yolun Kaderi - Engellemeler Karşısında Hakka Hizmet Yolu

Soru: Zan ve vehimlerle, algı operasyonlarıyla insanla­rın karalandığı ve ciddi bir keşmekeşliğin yaşandığı gü­nü­müz şartlarında gönüllüler topluluğunun aksiyon anlayışı ve ha­re­ket felsefesi nasıl olmalıdır?

Cevap: Hakka hizmet yolunda bulunan insanların öncelikle şu realiteyi kabul etmeleri gerekir: Dün olduğu gibi bugün de kin, nefret, haset ve çekememezlik gibi kötü hasletlere sahip insanlar, paranoyak ruh hâliyle, kendileri gibi düşünmeyen kesimleri düşman ilan edecek, sürekli sağa sola saldıracak ve çıkarlarını koruma adına çeşit çeşit şenâet ve denâetleri işleyeceklerdir. Fakat adanmış ruhlar, tam bir tevekkül ve teslimiyet içinde sürekli Hakk’a sığınmalı, bütün faaliyetlerini O’na (celle celâluhu) bağlı götürmeli, daima Güller Gülü’ne müteveccih bulunmalı ve her türlü kötülük ve engellemeye rağmen bütün insanlığı Kucaklayacak şekilde engin bir vicdanla hak bildikleri yolda yürümeye devam etmelidirler.

Evet, bu yolda siz bazen vefa umduğunuz kimselerden cefa görebilir, bugüne kadar aynı kaderi paylaştığınız ve beraber yürüdüğünüz kimselerce yalnız bırakılabilir ve hiç ummadığınız kişilerce sırtınızdan hançerlenebilirsiniz. Fakat yine de hiç yılmadan, bıkmadan, usanmadan ve bu gibi olumsuzluklara takılmadan vicdanlarınızda yeni yeni kapılar açarak doğru bildiğiniz yolda yürümeye devam etmeli; yeni bir kısım dinamikleri değerlendirerek vicdan ufkunuz ve ruh enginliğiniz itibarıyla sürekli çıtayı yükseltmeye çalışmalısınız.
Yanıltmayan Rehberler

Hususiyle ciddi bir keşmekeşliğin başını alıp gittiği, hadis kitaplarının “Kitâbü’l-fiten ve’l-melâhim” bölümlerinde anlatılan büyük ve korkunç fitnelerin yaşandığı, herc ü merclerin birbirini takip ettiği ve aldatmanın mârifet zannedildiği bir dönemde, aldatmayan, yanıltmayan ve çevresine her zaman güven telkin eden rehberlere ihtiyaç vardır. Bunun için siz, söz, hâl ve tavırlarınızla kimseyi aldatmayarak insanlığa güvenilir olma dersi vermelisiniz. El-âlem sizi elli sene takip etse, nabzınızın atışında ve kalbinizin ritimlerinde aldatmaya matuf tek bir atışa dahi rastlamamalıdır.

Vâkıa günümüzde pek çokları dünyaya ve dünyalıklara talip olduğundan, konumuna göre şu veya bu derecede dünyanın bir yerinden yakalayarak ondan bir şey koparma ve kotarma sevdasına tutulduğundan başkalarına kendinizi doğru anlatmada biraz zorlanabilirsiniz. “Âlemi nasıl bilirsin? Kendin gibi!” fehvasınca sizi de kendileri gibi bilebilirler. Dünyaya açılmanızın, bütün insanlığı sevgiyle kucaklamanızın, farklı farklı kültür ortamlarında neşet etmiş insanları uzlaştırma ve bir araya getirme gayretlerinizin arkasında farklı maksatlar arayabilirler. Kendileri yaptıkları her işi bir beklentiye bağladıklarından sizin de bu tür dünyevî bir kısım beklentiler arkasında koştuğunuzu düşünebilirler. Hatta size yakın duran ve sizin de kendilerine sevgi ve değer atfettiğiniz insanlar arasından bile bu tür vehim ve endişelere kapılan kimseler çıkabilir. Onlar sizin tavır ve davranışlarınızı kendi duygu ve düşüncelerine göre yorumlayarak farklı mânâlar çıkarabilir ve sizi kendileri adına tehdit olarak algılayabilirler. Fakat siz bunların hiçbirine aldırmadan her fırsatta Allah rızasından başka bir hedefinizin olmadığını anlatmalı, tavır ve davranışlarınızla da bunu sergilemelisiniz.

Niyette İstikamet

Dünyanın farklı yerlerindeki açılımlarıyla bir sevgi dünyası oluşturmaya ve insanları uzlaştırmaya çalışan ve bununla da sadece Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefleyen insanların, dünyevî bir beklentilerinin olması düşünülemez. İşte rıza-i ilâhiye kilitlenmiş ve dünyanın çehresini değiştirmeye azm u ikdam etmiş bu karasevdalıların, sevgi ve barış plânlarını tam olarak gerçekleştirmeye güçleri yetmese bile, onlar kendi niyetlerinin kahramanı olacak ve niyetlerinin mükâfatını alacaklardır. Zira bir hadis-i şerifte de ifade edildiği üzere, ameller niyetlere göredir ve herkese niyet ettiği verilecektir.1 Dolayısıyla insana fayda sağlayacak asıl faktör, niyetindeki istikamettir. Bir insanın, niyeti ve vicdan enginliği ne ise Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin ona dönüşü de buna göre olacaktır.

Mesela siz, Allah’ın izni ve inayetiyle bütün dünyayı huzura kavuşturma niyetiyle yola çıkarsınız. İmkânlar elverdikçe, şartlar müsait oldukça, gittiğiniz beldelerde uygun bir ortam oluştukça siz de yürüdüğünüz yolda âhesterevlik etmez, bilakis hızınızı daha da arttırırsınız. Fakat öyle bir zaman gelir ki yürüdüğünüz yolda bir kısım engeller önünüze çıkar ve katetmeyi hedeflediğiniz yolun ancak onda birine ulaşabilirsiniz. Fakat sizin niyetiniz onda on olduğu için, Allah’ın mükâfatı buna göre olacaktır. Böyle güzel bir âkıbete mazhar olabilmek için hak yolunda hedeflediğiniz işi gerçekleştirmede öyle samimi ve içten olmalısınız ki, “Acaba bir gün gelir de yaptığımız işler karşılığında bize de küçük çapta bir idarecilik düşer mi?” gibi düşünceler aklınızın köşesinden dahi geçmemeli. Bilakis aklınıza bu tür mülâhazalar geldiğinde bunları şeytanî birer dürtü saymalı ve hemen onlardan uzaklaşmalısınız.

Bu demek değildir ki bazı kimseler hak ettikleri ve lâyık oldukları bazı makamları ihraz etmesinler. Elbette belirli makamlara liyakat kazanan insanların kimisi müdür, kimisi amir, kimisi müşavir, kimisi müsteşar, kimisi vekil, kimisi de bakan olacaktır. Fakat kendilerini insanlığın huzur soluklaması için hizmet etmeye adamış olan ve rıza-i ilâhiden başka bir şey düşünmeyen insanlar dünyalık adına dünyevî hiçbir makama talip olmamalıdırlar. Hatta bakanlık, başbakanlık gibi imkânlar ayaklarının dibine kadar geldiğinde hemen kabul etme gibi bir aceleciliğe girmemelidirler. Yoksa Hak rızasını elde etmek için çıktıkları yolda rıza-i ilâhî mülâhazalarını kirletmiş, muhataplarının gönlünde oluşabilecek tesirleri kendi elleriyle kırmış, kredilerini tüketmiş ve insanlar nezdindeki güvenlerini kaybetmiş olurlar.

Bana göre, yüce bir mefkûreye dilbeste olmuş insanlar için, değil bu tür idarî makam ve mansıplara talip olma, top­ye­kûn dünyanın fethini gerçekleştirmeyi isteme bile, bulundukları makamdan birkaç adım geriye gelme demektir. Evet, bir insanın ebedî hayatını kurtarma gibi bir mefkûre yanında dünya fatihliği bile deryada damla kalır. Bu itibarla günümüzün mefkûre muhacirleri hak ve hakikat sevgisinin gönüllerde neşv ü nema bulmasını, ahlâk ve faziletin ruhlarda çimlenmesini, insanların birbiriyle sarmaş dolaş olmasını hayatlarının en büyük gayesi bilmeli ve santimini zayi etmeksizin ömürlerini bu yüce gayeye göre dizayn etmelidirler.


1 Buhârî, bed'ü'l-vahy 1, îmân 41, ıtk 6, menâkıbü'l-ensâr 45, eymân 23, hiyel 1; Müslim, imâret 155.

0 yorum

Yorum Gönder