20 Aralık 2016 Salı

Yakaran Gönüller - İmam Şâzilî Hazretlerinin Hizbü’l-Hamd Duası

Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla

“Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla. Bütün hamdler, övgüler Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Rahman ve Rahîm O’dur. Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): ‘Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.’ Bizi doğru yola, nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil.”

“Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur O’nda. Rehberdir müttakîlere! O müttakiler ki gayb âlemine inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Ahirete de kesin olarak inanırlar. İşte bunlardır Rabbileri tarafından doğru yola ulaştırılanlar. Ve işte bunlardır felah bulanlar.”

“Hepinizin ilahı tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. Rahman ve Rahîm O’dur.”

“Allah o ilahtır ki, Kendisinden başka ilah yoktur. Hayy’dır, Kayyûm’dur. Kendisini ne bir uyuklama, ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine? Yarattığı mahlûkların önünde, ardında ne var, hepsini bilir. Mahlûklar ise O’nun dilediğinden başka, ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na ağır gelmez; O öyle ulu, öyle büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan; hak, bâtıldan ayrılıp belli olmuştur. Artık kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, işte o, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir. Allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağutlar olup onları aydınlıktan karanlıklara götürürler. İşte onlar Cehennemlik kimselerdir ve orada ebedî kalacaklardır.” “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti, müminler de! Onlardan her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. ‘O’nun resûllerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.’ dediler ve eklediler: ‘İşittik ve itaat ettik ya Rabbenâ, affını dileriz, dönüşümüz Sanadır.’ Allah hiçbir kimseyi güç yetiremeyeceği bir şekilde yükümlü tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da kendi aleyhinedir. Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma! Ya Rabbenâ! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ya Rabbenâ! Tâkat getiremeyeceğimiz şeylerle bizi yükümlü tutma! Affet bizi, lütfen bağışla kusurlarımızı, merhamet buyur bize! Sensin Mevlâmız, yardımcımız! Kâfir topluluklara karşı Sen yardım eyle bize!”

“Elif, Lâm, Mîm. Allah o İlâhtır ki Kendinden başka ilah yoktur. Hayy O’dur, Kayyûm O’dur. Sana kitabı, gerçeğin ta kendisi ve daha önce indirilen kitapları tasdik edici olarak indiren O’dur. Bundan önce de, insanlara doğru yolu göstermek için Tevrat ve İncîl’i indirmişti. Doğruyu eğriden, hakkı bâtıldan ayırt eden Furkan’ı da indirdi.”

“Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddî manevî kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın, verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret!”

“Yaratan Rabbinin adıyla oku. İnsanı yapışan bir hücreden yaratan. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretendir.”

“Rahman Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti. Güneş ve Ay bir hesap ile hareket ederler. Yıldızlar ve bitkiler hep secdededirler. Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız. Öyleyse siz de tartıyı adaletle yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın!” “Azamet ve kerem sahibi olan Rabbinin adı çok yücedir, çok yüce!”

“Sübhane Rabbiye’l-Azîm/Benim yüce Rabbim her türlü eksiklikten münezzeh ve muallâdır. (3 defa)”

“Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tenzih ve tesbih eder. O Azîz ve Hakîm’dir (Üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir). Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Hayatı veren ve hayatı alıp öldüren O’dur. O her şeye kâdirdir. Evvel O’dur, Âhir O. Zâhir O’dur, Bâtın O! O her şeyi hakkıyla bilir. O’dur ki gökleri ve yeri altı günde yaratarak sonra Arş’a çıkıp (hükmünü yürüttü). Yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. Hâsılı siz nerede olursanız olun O, (ilmi ve kudreti ile) sizinle beraberdir. Allah bütün yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hâkimiyeti O’nundur. Bütün işler O’na götürülür, (Bütün kararlar O’nun kapısından çıkar). Geceyi gündüze katar, böylece gündüz uzar. Gündüzü geceye katar, böylece gece uzar. Kalplerin tâ kökünü bilir.”

“Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah. Görünmeyen ve görünen her şeyi bilir. O Rahman’dır, Rahîm’dir. Allah’tır gerçek İlah! O’ndan başka yoktur ilah! O Melik’tir, Kuddûs’tür, Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah, müşriklerin iddialarından münezzeh ve yücedir. Allah o gerçek İlahtır ki Halık’tır, Bârî’dir, Musavvir’dir. Hâsılı, en güzel isimler ve vasıflar O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih ve tenzih eder. O, Aziz’dir, Hakîm’dir.”

“De ki: O, Allah gerçek İlahtır, Bir’dir. Allah Samed’dir. Ne doğurdu, ne de doğuruldu. Ne de herhangi bir şey O’na denk oldu.”

“De ki: Sabahın Rabbine sığınırım: Yarattığı şeylerin şerrinden. Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden. Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden. Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”

“De ki: İnsanların Rabbine. İnsanların yegâne Hükümdarına. İnsanların İlahına sığınırım: O sinsi şeytanın şerrinden. O ki insanların kalplerine vesvese verir. O şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da olur.”

Ey mukaddes beyanlarında Kur’ân’ın diliyle ve nebîler, sıddıklar, şehitler, salihler, yakîne ermiş âlimler ve gerek semada gerek arzda kurb payesiyle ödüllendirilmiş velîler gibi ihlas âbidesi kullarının lisanıyla Zât-ı Kibriyasını üstün vasıflarla vasfeden Yüceler Yücesi Zât! O kudsî beyanlar, vasıflar, âyetler hürmetine.. birbirinden güzel isimlerin ve hâssaten ism-i a’zam hürmetine.. Fâtiha sûre-i celîlesi, Âyetü’l-Kürsî ve Bakara sûre-i şerîfesinin hâtimesi hürmetine.. ilk ve son inen Kur’ân âyetleri hürmetine.. insanların ve meleklerin müşterek duası olan “Âmîn!” hürmetine.. rahmetin “hâ”sı, mülkün “mîm”i ve devamın “dâl”i hürmetine… “Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah’ın resûlüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû ederken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır. Bunlar, Tevrat’taki sıfatları olup İncîl’deki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip yararlı işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” ve “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” mukaddes beyanları hürmetine, günahlarımı yarlığa. Enbiya ve mürselîne rahmetinle muamele ettiğin gibi bana da rahmetinle muamele et. Yalvarıp yakardığım hususlarda beni mahrum bırakma. Korkan fakat korkusu Dergâh-ı İzzetinin yolundan uzaklaşmaya sebep olanlardan eyleme. Beni Senin vuslatına erdirecek yolları dümdüz hâle getir. Dünya ve âhiret umûrunda her korkuya karşı benim için her zaman emn ü eman ol. Rabbim! Hiç şüphesiz Sen her muradını her zaman gerçekleştirmeye muktedir yegâne Zâtsın.

Ey gökleri ve yeri yoktan var eden, kullarına dâr-ı dünya ve dâr-ı ukbayı hazırlayan, en küçükten en büyüğe her varlığı Kayyûmiyetiyle ayakta tutan Allahım! Ey Hayy u Kayyûm! Ey Kendisinden başka bir ilah olmayan tek İlahımız ve her şeyin biricik İlahı! Bizim de yüce dostumuz ve yardımcımız ol. Her türlü endişe, korku, kötülük ve zarardan bizi emin kıl, kıl ki korkumuz sadece Senden olsun. Bizi yakınlığınla şereflendir. Dostlarını koruyup kolladığın gibi bizi de görüp gözet. Rabbim! Sen herkesi ve her şeyi görürsün, lâkin kulların Seni göremezler. Hayırların en mükemmel ve en güzel olanlarını başımızdan aşağıya sağanak sağanak yağdır. Şerlerin küçüğünden de, büyüğünden de bizi muhafaza buyur. “Tâ Sîn” “Hâ Mîm. Ayn Sîn Kâf” “O iki denizi salıverdi, birbirine kavuşurlar. Fakat aralarında bir engel bulunduğundan, birbirinin sınırını aşmazlar.”

Allahım! İçimize korku ve ümit hislerini beraber sal. Bize Zâtını sevdir. Senin yüce Zâtın bizzat sevilmeye layık yegâne Zâttır. Sinelerimizi Zâtına karşı iştiyakla doldur. Yakınlığımızı üns esintileriyle coştur. Her icraatına karşı gönüllerimizi hoşnut eyle. Emirlerin karşısında inkıyat ve itaata mazhar kıl. Basiretlerimizdeki nuru artırdıkça artır ve bizleri müşaheden ile şereflendir. Esmâ ve ef’âl pencerelerinden Sana nazar ederken Senin muradına uygun şekilde nazar etmeyi ve Senden bahsederken hoşnutluğuna yakışır şekilde bahsetmeyi bize nasip eyle. Senden başka bir ilah yoktur ve olamaz. Sübhansın Allahım! Biz ise nefsimize çok zulmettik. Ettik ama nihayet dönüp kapına geldik. Dillerimizle tevbe ederken, gönüllerimizle tevbemizde samimi ve sâbit olacağımıza söz verdik. Sen de ne olur, tevbelerimizi kabul buyur. Teveccühümüze kerem denizinden sunacağın armağanlarınla mukabelede bulun. Bizi hoşnutluğuna vesile olacak amellerde istihdam et ve bizden meydana gelecek nesilleri salih insanlar eyle.

Ya Ğafûr u ya Vedûd, ya Berr u ya Rahîm! Günahlarımızı yarlığa lütfen ve bizi muhabbetine mazhar kıl. Rahmetinle tecellî buyurup tevhîd ufku ve kulluk payesi ile serfiraz eyle. Sana gelirken, Senin yolunda yaşadığımız sürçme ve duraklamalardan dolayı bizi cezalandırma. Bizleri iradesinin hakkını veren kullarından eyle. Tereddüt içinde, şaşkın, yolunu kaybetmiş insanlar olmaktan bizi koru. Hiç şüphesiz Sen, her şeye kâdirsin.

Geleceğinde katiyen şüphe edilemeyecek bir günde bütün insanları cem’ edip bir araya getirecek olan Yüce Allahım! Ne olur; sadakat, hâlis niyet, ihlas, güçlü irade, huşû, heybet, hayâ, murâkabe, nur, yakîn, faydalı ilim, marifet, güçlü hafıza, bizi her türlü ma’siyetten uzak tutacak ölçüde ismet, İslâm’ı yaşamada aşk u şevk ve güç, neş’e, huzur, yüce nezdinde affa mazhar olma, hak ve hakikati olduğu gibi dile getirip açıklayabilme istidadı ve Kur’ân’ı, Hakk’ın muradına en uygun şekilde anlayabilme gibi güzel haslet ve lütuflarla da bizim aramızı cem’ eyle.

Sevdiği kullarına bol bol hususî iltifatlarda bulunan Rabbimiz! Bizleri de, gönüllerini dupduru kıldığın kulların gibi özel muhabbet ve dostluğunla serfiraz kıl. İşiten kulağımız, gören gözümüz, konuşan lisanımız, idrak eden kalbimiz, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden ayıran aklımız, tutan elimiz ve kol-kanat geren ve destekleyenimiz ol! Nezdindeki ledünnî ilimle bizim sinelerimizi de doldur. Bizi de arızasız, kusursuz ameller işlemeye, dünyanın kirine pasına bulaşmadan elde edebileceğimiz ve âhirette bizim için sorgu ve ceza sebebi olmayacak helal rızıklar temin etmeye muvaffak eyle.

Ya Rab! Tabiatımızdaki bir kısım boşluklara, heva ve hevesimize takılıp düşmekten bizi koru ve gireceğimiz yere doğrulukla girmeye, çıkacağımız yerden de yine doğrulukla çıkmaya muvaffak kıl ve yüce katından, bizi destekleyeceğin kuvvetli bir delil lutfeyle!

Ey Halîm, Alîm, Semî’, Basîr, Mürîd, Kadîr, Hayy, Kayyûm, Rahman ve Rahîm! Ey Hüve (O) yalnız Kendisi olan! Ey Hüve ismi sadece Zâtına mahsus bulunan! Ey biz aciz kulların, şanına yaraşır şekilde bihakkın idrak etmeye asla güç yetiremeyeceğimiz yüce Mevlâmız! Bütün arşı kaplayan azametin, topyekün mahlûkata hükmettiğin kudretin, umum mevcûdatı kuşattığın rahmetin, her şeyi bildiğin ilmin, hiçbir şeyin karşı koyamayacağı irade ve meşîetin ve her şeye kendisinden daha yakın olan sem’in ve basarın hürmetine kapında el açıyor, boyun büküp tazarru, niyaz ve münacaatta bulunuyoruz.

Ey bana benden daha yakın bulunan Rabbim! Artık hiçbir şey diyecek yüzüm kalmadı; cürümlerim büyüdükçe büyüdü; emellerimin gerçekleşmesi iyice imkânsız bir hâl aldı ve şekâvet vadilerinin uçurumlarında dolaşıyor gibi bir hâlim var. Ey Rabbim! Başımda dönüp duran musibetleri, içinde bocalayıp durduğum zavallılığı, şaşkınlığı, basiretsizliği, düşkünlüğü ve ne kadar acıklı hallere dûçar kaldığımı görüyor ve biliyorsun.

Allahım! Bütün bunlara rağmen, ben Sana, Senin esmâ-i hüsnâna, sıfât-ı ulyâna ve Resûlün Hazreti Muhammed Mustafa’ya iman ettim ve bu imanımı en büyük sermaye bildim ve biliyorum. Hâl böyle olunca Senden gayrı kim bana merhamet edebilir ve kim bana saadet bahşedebilir? N’olur Rabbim, merhamet buyur, buyur da bana dosdoğru yolu buldur ve hep o yolda yürümeyi müyesser kıl; günahlara ve dalâlete sürükleyen yolları bildir ve onlara düşmekten beni fersah fersah uzak tut. Hep hak yollara sevk et. Nurunla yolumu aydınlat. Aklımı her zaman yerinde kullanıp isabetli hükümler vermeme yardımcı ol ve hakikati aslına uygun şekilde beyan etmeye beni muvaffak eyle!

Her şeyin biricik ışık kaynağı, hayır kapılarını açan, gâileleri savan ve gücü her şeye yeten Yüce Allahım! Kalbimi nurunla fetheyle ve güzelliklere aç. Nezdindeki ilimden bana da ihsanda bulun. Özel lütuflarınla idrak ufkumu genişlet. Beni, Seninle duyup Seninle görmek bahtiyarlığına eriştir. Kudret tecellilerinle tâkatimi artır. Hayatından hayat üfle ve bütün arzularımı Senin meşiet ve dilemene tâbî kıl.

Ey Güzeller Güzeli Yüce Yaratıcı! Sabah akşam Senden hep hayır dilenir ve beni her türlü şerden uzak tutmanı dilerim. Senin her türlü eksiklikten münezzeh, her hamd ü senaya layık, Kendisinden başka bir ilah asla söz konusu olmayan Büyükler Büyüğü bir Zât-ı Mukaddes olduğunu ikrar eder ve havl ü kuvvetine ilticada bulunurum. Nezdinden bana akan vâridâtta, benim de Seninle münasebet ve halkla olan muamelelerimde nurunla beni nuruna eriştir. Nefsimden kaynaklanan mesafeleri aradan kaldır ve beni yakınlığına ulaştır. Bu muhtaç kulunu izzetinin hicapları ve hicaplarının izzetiyle setret. Rızkımı kolay ve bol eyle. Senin kullarının zaruri ihtiyaçları olan rızkı, nihayetsiz ilmin ve mutlak iradenle yaratacağını unutup da hırsla rızık peşinde koşturup yorulmaktan, kalbimi onunla meşgul etmekten, onun için tasalanmaktan, rızık yolunda insanlara el açıp mezellet yaşamaktan, rızık elde etmek için derin düşüncelere dalmaktan ve elde ettikten sonra açgözlü davranıp cimrilik yapmaktan beni sıyanet buyur.

Allahım! Bahşetmiş olduğun rızıkları da kulluk ve ahkâm-ı Rubûbiyetini müşahede yolunda değerlendirmeyi nasip et. Sonsuz nimetlerinden bana da hisse ayır. Vücudumu nurlandır. Kalbimi zikrinle doldur. Latîfelerimi İlahî sırlarına uyandır. Nebîler gibi tastamam bir kulluk sergilemeye muvaffak eyle. Mükerrem kulların olan melekleri her zaman yakınımda tut. Lütfen ve keremen, işlerimde velîm ve yüce Dostum Sen ol. Beni göz açıp kapayıncaya kadar, hatta ondan da kısa bir süre nefsimle baş başa bırakma. İyilik ve güzellik hazinelerinden bana da İlahî armağanlar sun. Onunla dilediğin kullarını sırat-ı müstakime hidayet buyurduğun rahmetini üzerimden eksik etme. “Sen göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi olan Allah’ın yolunu gösterirsin. İyi bilin ki bütün işler eninde sonunda Allah’a döner, hükümler O’ndan çıkar.”

Allahım! Nurunla beni hidayete eriştir. İlahî ihsanlarınla beni sevindir. Hak ve hakikat düşmanlarından ve Sana yakınlığa mâni olacak her şeyden beni koru. Ya Allah, ya Semî’, ya Alîm, ya Azîz, ya Hakîm! Kapının bu muhtaç bendesini bir an bile zikrinden hâlî olmayan bir lisan, her zaman hakka kulak kesilen bir kalb, daima Rabbinden gelen ikramlarla ma’mur bir ruh, kurbiyet kaynaklı lütuflarla nimete ermiş bir sır, Senin azamet ve celâlin karşısında mütemadiyen hamdeden bir akıl ile donat. İçimi ve dışımı Hakka kulluk zinetleriyle süslendir.

Allahım! Madem lutfedip yarattın, öyleyse hidayetini de üzerimden eksik etme. Canları alan da Sen, veren de Sensin. Manevî rızıklarınla salih kullarını doyurduğun gibi beni de doyur ve onlara içirdiğin âb-ı hayattan bana da içir. Hastalığım Sana ayandır; lütfen şifa ihsan eyle. Günahlarım beni çepeçevre sardılar; onların çeperlerinden beni kurtar. Beni Senin ezelî ilmine muvafık bilgiye ermeye ve dosdoğru hükmüne uygun hüküm vermeye muvaffak kıl. Bana kulların arasında bir yâd-ı cemîl olarak anılmayı nasip et. Beni Cennet’ine mirasçı olan bahtiyar kulların arasına kat. Affınla beni cehennem ateşinden koru. Rahmetinle beni de Cennet’ine al. Bana da göster Nebiy-yi Ekrem’in Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselâm) mübarek yüzünü. Seninle aramdaki perdeleri de ne olur aradan kaldırıver. Nezdinde bana da müstesna bir yer ayır. Sana, Senin murad buyurduğun şekilde bakabilmeyi bahşet. Hoşnutluğuna uygun düşmeyen bütün masivayı aramızdan kaldır. İlahî vaadlerinde taahhüd buyurduğun gibi hakikatin üzerindeki perdeleri kaldır ve gönlümü onlarla öyle doyur ki daha Senden başkasını talep etmeyeyim. Allahım, şüphesiz ki Sen her şeye kâdir bir Kudreti Sonsuzsun.

Ya Allah, ya Aliyy, ya Azîm, ya Halîm, ya Alîm, ya Azîz, ya Hakîm! Muhakkak ki Sen dilediğini, dilediğin vesile ile, dilediğin surette ve dilediğin hususta te’yîd buyurursun. Lütfen ve keremen, hizmetlerinde dostlarını desteklediğin gibi bizi de hizmetlerimizde nusretinle en güzel şekilde ve ömrümüz oldukça destekle. Sana düşmanlık beslemekte ısrar edenlerle karşılaştığımızda bize marifet ve o marifetten kaynaklanan sine genişliği ve gönül ferahlığı ver. Başımıza Habibin Hazreti Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yolundan giden insanlar lutfet ki, biz de Sana itaat ettikleri sürece onlara boyun eğelim. Halilin Hazreti İbrahim’in (alâ nebiyyina ve aleyhisselâm) başına musallat olan nemrutlardan onu koruduğun gibi, bizi de emsalleri olan nemrutlardan muhafaza buyur. Dünyadaki merhametini, bizi Cehennem’e götüren yollardan uzak tutmak ve zulümde ısrarcı cebbarların baskılarından muhafaza etmek suretiyle göster. Kalblerimizi ağyar kirlerinden arındır. Dünyanın dünyaya bakan geçici güzelliklerini gönüllerimize çirkin göster. Onun yerine bize ebedî olan Ahiret yurdunu sevdir ve bizi dâr-ı Ahirette salih kullarla beraber eyle. Muhakkak ki Allahım, Sen her şeye gücü yeten bir Kâdir-i Mutlaksın.

Ya Allah, ya Azîm, ya Semî’, ya Alîm, ya Berr, ya Rahîm! Bu kulun günahlarına esir düşmüş hakir bir zavallıdır. Sen ise büyüklük tahtının yegâne Sultanısın. Çağrılarımı işitirsin, zira Sen gizli-açık her şeyi duyar ve itibara alırsın. Sen daha iyi bilirsin ki, ben nefsimi idare etmekten aciz düştüm. Sen iyilik ve merhametle muamele etmezsen ben onu nasıl idare edebilirim? Senin büyüklüğünün yanında benim günahımın büyüklüğünden nasıl söz edilebilir? Hem Sen istemeyenleri bile lütuflarınla sevindirdiğin halde, kapında dilencilik yapanları nasıl boş geri çevirirsin? Senin daha iyi bildiğin onca zaaflarımla beraber ben kendime nasıl mukayyet olabilir ve rahmet hazineleri Senin yüce nezdinde iken ihtiyacım olan merhameti kendim nasıl temin edebilirim?

İlahî! Dostlarının gönüllerini Senin azametin doldurunca, Senden başka her şey onların gözlerinde küçüldükçe küçüldü. Ne olur, benim kalbimi de azametinle doldur, doldur ki, her şey sadece Senin nezdindeki kıymeti kadar kalbimde yer bulabilsin. Sen her şeyi işitirsin Allahım; ne olur dileklerime hususî lütuflarınla mukabelede bulun.

İlahî! Hak karşısındaki konumumu unutunca, O’nun kabza-ı tasarrufunda olduğum hâlde isyan deryalarına düştüm ve nice günahlar işledim. Hâlim böyle iken, huzuruna varıp nasıl mazeret beyan edebilirim? İlahî! Senin nihayetsiz cömertliğini hatırlayınca ümitleniyor, Senden uzaklığım aklıma geldikçe de ümitsizliğe düşüyorum. Ne olur, aradaki uzaklığı kaldır ki Sana vuslata nâil olabileyim. Ve beni Kendine öyle bir cezbe ile cezbet ki, daha Senden başkasına yönelmeyeyim.

İlahî! Sevgine mazhar olamamışların ortaya koydukları nice (iyi gibi görünen ve gelip geçici olan) ameller vardır ki, Sen onlara bir mükâfat takdir etmez ve sevdiğin kullarından (sehven ve nâdiren) sâdır olmuş öyle hata ve kusurlar da vardır ki, onlara da bir günah yazmazsın. Ne olur Allahım! Benden sâdır olan günahları da sevdiğin kullarının günahları gibi kabul et ve hasenâtımı gazabına maruz kalmış kullarının haseneleri gibi sayma. Şüphesiz ki, kerem sahipleri, düşüp tökezleyenlere, sürçüp günah işleyenlere daha bir keremde bulunur.

Allahım! Senin keremin enginliğinde bir kerem yoktur. Ne olur, bu kulunun üzerine rahmetini yaydıkça yay ve o rahmeti kulunun vicdanına duyur. Kalbimi fermanlarından hoşnut eyle. Sana kulluğun bir kısım zorluklarına katlanma, Senin emirlerine uyma, yasaklarından uzak durma gibi hususlarda ve ibadet ü tâatta her zaman gerekli sabrı göstermeye muvaffak kıl. İçimi nimetlerine karşı şükür hisleriyle doldur. Beni de afv u afiyet ridasıyla sarıp sarmala ve şirkin açığından gizlisinden sıyanet buyur. Senin marifetine erebilmem için bana nezdinden hususî bir anlayış ihsanda bulun Allahım, bulun ki, Senin gücün mutlaka her şeye yeter.

İlahî! Bazen işlediğim cürümlerin âkıbetinden endişe ediyor ve kulluğumu hatırlıyorum. Bazen de ibadetlerime güveniyor ve yeniden günahlar düşüyorum. Adeta tâat ve isyanlar arası gelgitler yaşıyorum. Bunlardan hangisiyle havf, hangisiyle de reca hisleri yaşayacağımı kestirebilmiş değilim. Günahlarıma rağmen ihsanların devam ettikçe bende korku hissi kalmıyor. Kulluğumla beraber, merhametinle değil de adaletinle muamele edeceğini düşününce de reca hislerim bütün bütün yıkılıyor. Yazıklar olsun bana ki, ihsanların mukabilinde kullukta bulunduğumu hep aklımda tutarım da, isyanlarım karşılığında lütuflarını kesmediğin bir an bile hatırıma gelmez. (Kahhâr ve Celîl isimlerine delalet eden) Kâf ve Cîm, Senin sırlarından iki sırdır. Sen dilediklerine o isimlerinle tecellilerde bulunursun. Sana delalet eden büyük sır hürmetine, ne olur, beni Senden başkasına terk etme. Allahım, hiç şüphe yok ki, Sen her şeye kâdirsin.

Ya Allah, ya Fettah, ya Ğaffar, ya Mün’im, ya Hâdî, ya Nâsir, ya Azîz! Sen bir Müsemma-yı Akdes ve Mevsûf-u Münezzehsin. Ne olur, bu kuluna da Yüce Zâtını birbirinden güzel isimlerinin nurlarıyla bildir. O bilme yolunu benim için aç. Beni mağfiret buyur. Nimetlerini üzerimden eksik etme. Bana hidayet bahşet, beni yardımlarınla destekle ve beni azîz kıl, ey dilediğini azîz kılan ve şereflendiren Muizz! İstediğini zelîl ve rüsvay hâle getiren Müzill de sadece Sensin. Beni zillete düşmekten koru. Gönlümün Seninle alâkasına mâni olacak her şeyden beni uzak tut. Zaten her şeyin dizginleri sadece Senin elindedir. Emir Senin emrin, sır da Senin sırrındır. Benim ademim vücudum, vücudum da ademimdir. Hak Senin fermanındır. Sen ne dilersen yalnız o gerçekleşir. Zira Senden başka ilah yoktur. Apaçık hak ve hakikat bir tek Sensin.

Ey sırları ve en gizli şeyleri bilen Rabbim! Ey kerem ve vefa Sahibi! İlmin bütün mevcûdâtı kuşattığı gibi bu kulunu da kuşatmıştır. Sadece Seni tercih ettiğini söyleyenler bile kayıp şekâvet vadilerine düşebilirken, hayatını başkalarının peşinde geçirenler nasıl bedbaht olmazlar? Sen lütf u ihsanda bulunup gözümü açtın da, Sen her yerde hâzır ve nâzır iken Seni aramanın bir cehalet, Sen varken başka aramalar içine girmenin de bir küfür ve küfran olduğunu anladım. Rabbim! Beni cehaletten ve küfürden koru! Senin bir ismin de Karîb’dir. Sen yakınlardan yakınsın, bense kendi uzaklıklarımı yaşıyorum. Yakınlığını vicdanımda duyunca gözüm Senden başkasını görmez oluyor. Ne zaman da kendi uzaklığımı hatırlasam, dergâhına yaklaşıp kapında dilenmek hisleri içime doluyor. Ey dilediğini dilediği gibi icrâ eden kuvvet sahibi Kaviyy, ey eşi, benzeri olmayan yegâne gâlip ve Azîz, ey her şeye gücü yeten Kudreti Sonsuz! Kereminle muamele buyur da bana Zâtını buldur, buldur ve bu şaşkın kulunu kendi uzaklıklarından ve beyhûde arayışlarından kurtar.

Ey Kadîr, Mürîd, Azîz, Hakîm ve Hamîd olan Allahım! Senden, muradına muvafık düşmeyen isteklerimizden ve beşerî arzularımıza düşkünlüğümüzden dolayı bize azap etmemeni diliyoruz. Zira ya o istek ve arzularla meşgul oluyor, onlarla seviniyor ve onları kendimize perde yapıyoruz ya da o istek ve arzular gerçekleşmeyince üzülüyor, köpürüyor ve üzerinde nifak izleri taşıyan davranışlar içerisine giriyoruz. Ne olur, Sen bize en büyük nimet, onun da ötesindeki fazl u ihsanlar ve en ekmel nur ile iltifatta bulun. Bize benliğimizi ve masivayı unuttur ve bizi Hakk’ın bekasıyla yeniden var et. Hem dünya hayatında, hem de şahitlerin çağrılıp dinlendiği âhiret hayatında bize yardım et Allahım!

Ey her şeye hâkim, her şeyi koruyup gözeten fakat Kendisi hiçbir himaye altında olmayan Allahım! Hepsi sadece Sana mahsus olan Kudret-i Uzma, Meşîet-i Ulyâ, Âyât-ı Kübrâ, Esmâ-i Hüsna ve İsm-i A’zam hakkı için huzurunda el açıp dileniyoruz. Denizi Hazreti Mûsa’nın, ateşi Hazreti İbrahim’in, dağları ve demiri Hazreti Dâvud’un, rüzgârı ve cinleri Hazreti Süleyman’ın (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) emrine verdiğin gibi, şu denizle beraber yerde, gökte, mülk ve melekût âlemindeki bütün denizleri, bütün dağları, bütün demirleri, bütün rüzgârları ve bütün ins ü cinni bize musahhar eyle. Hiç şüphe yok ki, Aliyy Sen, Azîm Sen, Halîm Sen, Alîm de Sensin. “Muhakkak ki Allah ve melekleri şanı büyük O Peygambere hep salât (rahmet ve sena) ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” Allahım! Hazreti İbrahim ve ehline salât ü selâmda bulunduğun gibi Efendimiz Hazreti Muhammed’e ve âline de salât ü selâm et. Hazreti İbrahim ve ailesine bereket ihsan ettiğin gibi, Efendimiz Hazreti Muhammed ve aile fertlerine de bereket ihsan eyle. Şüphesiz Sen, her bakımdan hamde layık ve şanı yüce olansın. O Nebîler Serveri’nin ashâb-ı güzininden, onlara tâbî olan bir sonraki mübarek nesilden ve yevm-i kıyamete kadar onlara ihsan şuuruyla ittiba eden bütün müminlerden razı ve hoşnut ol. Bütünüyle havl ve kuvvet Sana aittir ve Senden gelir. Sen ululuk ve azamet tahtının yegâne Sultanısın. Bize de Allah yeter; O ne güzel vekildir.

0 yorum

Yorum Gönder