4 Haziran 2016 Cumartesi

HAFSA BİNTİ SÎRÎN

Ali Hayran

Tabiin döneminin büyük simalarından ve saliha kadın olma ünvanının hakkıyla sahibi olan Hafsa binti Sîrîn'in doğum tarihi kaynak eserlerde kesin olarak belirtilmemiştir. Bununla beraber onun 101 hicri yılında 70 yaşında vefat ettiği söylenmektedir.1 Buna göre Hafsa, hicri 31. yılında doğmuş olmalıdır. Bu tarih Hz. Osman'ın halifeliği dönemine tekabül etmektedir. İlim irfan merkezlerinden biri olan Basra'da yetişmesi ve Sîrîn ailesine mensub olması Hafsa binti Sîrîn için ne kadar büyük bir nimet olduğunu ve onun da bu nimetin kıymetini iyi değerlendirdiğini ifade etmek mecburiyetindeyiz.

Hafsa binti Sîrîn gerek ana ve gerekse baba cihetiyle mütevazi ve kutlu bir aileden gelmektedir. Hafsa'nın babasının adı Sîrîn'dir. Sîrîn, Sahabe-i Kiram'dan Hz. Enes b. Malik'in azatlı kölesidir. Anası ise, Safiyye'dir. O da yine Hz. Ebu Bekir Efendimizin azatlı kölesidir. Basra'lı olan bu büyük kadın hem ana hem de baba tarafından sahabe terbiyesi almış bir ailenin nur ikliminde neş'et etmiş, günahtan ve günah düşüncesinden uzak olarak büyümüştür. Zaten Sîrîn ailesi edeb ve terbiyenin zirvede yaşandığı bir aile idi. Hemen hemen ailenin bütün ferdleri, o ilim ve feyiz menbaı olan aileden nasibini almış kimselerdi. Mesela Sîrîn'in oğlu Muhammed'in edebinden anasının yanında konuşmadığını Ahmed b. Hanbel rivayet etmektedir. 2 İbn-i Sa'd'ın nakline göre Safiyye'nin Sîrîn'den Muhammed, Yahya, Hafsa, Kerime ve Ümmü Süleym isimli çocukları olmuştur. Kız ve erkek çocuklarının en büyüğü Hafsa'dır. 3

Hafsa binti Sîrîn'in yetiştiği dönemin özelliklerine biraz dikkat edilecek olunursa görülecektir ki, İslâm dininin temel kaynak eserleri olan tefsir, hadis, fıkıh ve bunların yanısıra çeşitli İslâmî ilimlerin tedvin dönemi bu dönemdir. Hafsa binti Sîrîn'in yaşadığı bu asırda ibadet u taat, zühd ü takva ve Allah'ın istediği gibi yaşama arzusu da zirvede idi. Halkıyla, idarecisiyle, yönetici ve yönetileni ile kadın erkek herkesin müşterek bir hayat tarzı vardı. O da: İnsanlığa mutluluk ve saadet getirmek üzere gönderilen İslâm dinini en mükemmel ve en güzel şekilde öğrenmek ve yaşamak.

Bu yazıda tanıtmaya çalışacağım Hafsa binti Sîrîn, Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'de: "Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmetle değil) ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (Zâriyat, 51/56.) beyan buyurduğu âyet-i kerîmenin sanki kendisi için nazil olduğuna kat'î iman etmiş ve o kanaatle daha hayata gözlerini açar açmaz Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmişti. Aynı zamanda kâmil bir müslüman kızı ve hanımı nasıl olurmuş onu cihana göstermeye başlamıştı. Nitekim Hafsa, Kur'ân-ı Kerîm'i 12 yaşında güzel bir şekilde öğrenmişti; bu öğrenme onu sadece yüzünden okuma şeklinde değildi. Tabiin döneminin büyük imamlarından olan Hafsa'nın kardeşi Muhammed b. Sîrîn, Kur'ân okumada veya anlamada herhangi bir müşkilatla karşılaştığı zaman: "Gidiniz onu Hafsa'ya sorunuz, nasıl okunduğunu ondan öğreniniz." diyerek Kur'ân hakkındaki geniş ve derin ilmini ve istifade edilmesi gerektiğini böylece ortaya koymuştur.4

Hafsa binti Sîrîn, ibadet ü taatıyla, fıkıh ilmini bilmesi ve Kur'ân kıraatıyla çok meşhur olduğunun yanısıra hadis sahasında da büyük bir bilgiye ve üne sahipti. Onun hakkında hadis sahasının büyük âlimlerinden İbnu Maîn "Hafsa, sika ve hüccet olan bir insandır" demiştir. Hadis erbabınca bu ifadenin bir hadis âlimi için kullanılmasının referans ve itimat edilirlik açısından ne kadar kıymet ifade ettiği izahtan varestedir.5

Hafsa binti Sîrîn, hadis ilmini umumiyetle kardeşi Yahya, Enes b. Malik, Ümmi Atiyye el-Ensariyye, Ümmü'r-Raih, Ebü'l-Alivye gibi zatlardan öğrenmiş ve rivayette bulunmuştur. Kendisinden, de kardeşi Muhammed b. Sîrîn, Katade, Asım el-Ahvel Eyyub, Halid, İbnu'l-Avn, Hişam b. Hassan gibi büyük hadis alimleri feyiz almış ve rivayette bulunmuşlardır. Hafsa'nın hadis rivayeti ve hadis bilgisi hakkında gerek Yahya b. Main'in gerekse Ahmed b. Abdillah'ın "sika ve hüccettir" demiş olmaları ile İbn-i Hibban'ın Sikat isimli eserinde ona yer vermesi onun hadis mevzuunda da büyük bir kıymet-i ilmiyyesinin olduğunu ortaya koymaktadır. Kütüb-i Sitte imamları Hafsa binti Sîrîn'in rivayetlerine eserlerinde yer vermişlerdir.

Temel kaynak eserleri Hafsa binti Sîrîn'in ibadet ü taatı mevzuunda bize şu malumatı vermektedirler. Mehdi b. Meymun onun ibadete olan düşkünlüğünü şu sözlerle dile getirir: "Hafsa bnt. Sîrîn, bir yerde otuz sene ikamet etti de geceleri uyku uyumadı. Uyku ihtiyacını ise gündüzün öğle üzeri bir iki saat istirahat ederek giderirdi. Çok zaruri olmadan dışarı çıkmaz ve boş vakit geçirmezdi. Beşeri ihtiyacını gidermek ve biraz dinlenmek üzere namazgâhını ancak terkederdi."

Demek ki, Hafsa binti Sîrîn bir yerde otuz yıl ikamet ediyor da namaz yerini terkettiği görülmüyor. Hafsa binti Sîrîn bu hareketiyle ibadet ü taata düşkünlüğü kadar Allah'ın kadınlar için emrettiği tesettür meselesine de ne kadar ehemmiyet verdiğini ortaya koymaktadır. "Bir yerde durmak ve dışarı çıkmamakla tesettürün ne alakası vardır." sorusu hatıra gelebilir. Bu hususa kısaca değinmenin faydalı olacağı kanaatindeyim: Malumdur ki, tesettürü iki türlü anlamak gerekir. Bunlardan esas olanı ve birincisi: Kadının şer'i mazereti olmaksızın dışarı çıkıp dolaşmaması; ikincisi ise, zaruret hasıl olduğu zaman dışarı çıkması gerekirse Allah'ın istediği şekilde tesettürüne riayet ederek dışarı çıkmasıdır. Tesettürün birinci şekli için Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: " (Vakar ile) evlerinizde oturunuz. Evvelki cahiliyyet (devri kadınlarının kırıla döküle süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey ehl-i beyit Allah sizden ancak kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister." (el-Ahzab, 33/33)

Kadınların dünya ziyneti ve dünya malına karşı olan düşkünlüklerinden kendisinde asla bir istek bulunmayan Hafsa binti Sîrîn, dünyaya değer vermediği gibi dünyanın aldatıcılığı karşısında müteyakkız olunması gerektiğini etrafında bulunan insanlara ve gelecek nesillere hatırlatmada oldukça ısrarlı davranmıştır. Bu düşüncesini bizzat kendi hayatında da tatbik eden Hafsa'nın yakınları kendisi için bir kefen hazırladığını, bunu hac ve umre yapmak istediği zaman giydiğini, ramazan ayının son on günü geldiği zaman da onu giyerek gece sabahlara kadar ibadet ettiğini nakletmektedirler. Bütün kötülüklere karşı kapalı olan bu allame, abide ve zahide büyük kadının yetişmesine vesile olan insanî ve İslamî değerlerimize günümüzde kadınımız ve erkeğimizle ne kadar muhtacız!

Gençler için çok önemli tavsiyelerde bulunduğunu görmekteyiz. Hişam b. Hassan şöyle demiştir: Hafsa binti Sîrîn, bize şöyle tavsiyede bulunurdu. Gençliğinizde kendinize sahip çıkınız ve ibadetlerinizi aksatmayınız. Zira ben amellerin en güzelinin gençlikte yapıldığını görmekteyim. Hafsa binti Sîrîn bir taraftan gençlere bu rivayeti yaparken kendisi de çok ibadet yapmakla hem asrındaki insanlara hem de kendisinden sonraki gelecek nesillerin erkek ve kadınlarına örnek olmuştur. Mesela kendisinin bir gecede Kur'ân-ı Kerîm'in yarısını okuduğunu, Ramazan bayramı ile Kurban bayramındaki teşrik günleri hariç bütün seneyi oruçlu olarak geçirdiği rivayeti ise, akıllara durgunluk vermektedir.7 Allah korkusundan çok gecelerini ağlayarak geçirdiği rivayeti de bütün kaynak eserlerde nakledilmektedir. Nitekim Hişam b. Hassan şöyle demiştir: Hafsa binti Sîrîn, Sindli olduğunu tahmin ettiğim bir cariye satın almıştı. Ona sahibinden memnun olup olmadığı sorulmuştu da o şöyle cevap vermişti: "Sahibim çok saliha bir kadındır. Ancak onun büyük bir günahı vardır. O da bütün geceyi ağlayarak ve namaz kılarak geçirmesidir. Hafsa b. Gıyas, Asımu'l-Ahval'den Hafsa binti Sîrîn'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Enes b. Malik, bana: Ne ile ölmeyi seversin? diye sordu. Ben: "Taundan." diye cevap verdim. Sonra o, taun, her müslüman için şehidlik mertebesidir diye ilave etti. 9

Hafsa binti Sîrîn'in rivayette bulunduğu insanlardan irisi de Ümmü Atiyye'dir. Nüseybe binti Ka'b olarak da bilinen bu muhtereme sahabiye kadın, Resûl-i Ekrem'e biat eden kadınlardan birisidir. Hatibu Tirmizi, bu kadının hasta tedavi eden bir doktor, yaralan tedavi eden bir cerrah olduğunu bildirmiştir. Efendimiz'in hanımlarından Hz. Zeyneb'in cenazesini bu sahabiye kadın yıkamış ve Efendimiz'den aldığı emirleri titizlikle yerine getirmiştir. Peygamber Efendimiz'den aldığı bu emirleri ümmete de teker teker rivayet ettiği için bu mevzuda Ümmü Atiyye hadisi, fıkhın "ölüyü yıkama" babında en emin ve güvenilir merci olmuştur. Ümmi Atiyye hadisi iki kardeşin rivayeti etrafından dönüp durmaktadır. Bu iki kişi, Sîrîn'in oğlu Muhammed b. Sîrîn ile Kızı Hafza binti Sîrîn'dir. Hafsa binti Sîrîn'in hadisleri, Buhari'de, kardeşi Muhammed b. Sîrîn'in hıfzetmediği cihetleri tamamlamaktadır. 10

Yeniden dirilişimizin manevî mimarları olan, aile yuvası kurmak üzere hayata hazırlanan genç kız ve kadınlarımızın kendilerine rehber olarak kabul etmeleri temennisiyle, o büyük kadınların yaşadıkları hayatın günümüzde de yaşanabileceği ümidini hiç yitirmedik.
Hafsa binti Sîrîn'lerin şad olsun.

Dipnotlar :
1. Siyerü A'lami'n-Nübela c.4. s. 507; Ömer Rıza Kahhale, A'lamu'n-Nisa. , c.1 s. 274.
2. Bakınız Kitabu'z-Zühd, Ahmed b. Hanbel.
3. Tabakatu İbn Sa'd, c.8. s.484.
4. Zehebi, Siyerü A'lami'n-Nübela, c.4. s.507. Ayrıca bakınız. A'lamu'n-Nisa. c.I. s. 273
5. İbn Hacer, Tehzibü't-Tehzib, c.12 s. 438.
6. Aynı eser.
7. A'lamu'n-Nisa, c.I s.273. Bakınız, İbn Cevzi, Sıfatu's-Safve, İbn Cevzi, c.4. s.24.
8. Sıfatu's-Safve, c.2 s.24
9. Aynı eser.
10. Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.4. s.318.

0 yorum

Yorum Gönder