24 Haziran 2016 Cuma

DÜŞÜNCE HEVENGİ


Şemseddin Nuri

İnsanı olgunlaştıran senelerin geçmesi değildir. Onun için cemiyet hayatında gördüğün yaşlı, çocuklarla tüyü bitmemiş olgunlar seni şaşırtmasınlar. Bazen olur ki, onlardan biri senin kulağına şu sözü fısıldar: Ben babamdan yaşlıyım; fakat o benden önce gelmiş..

* * *

Hayat, günahın özü kadar acı, ve ölüm sevap kadar tatlıdır. Her geçen dakika ölümün güzel yüzünden bir nikap kaldırır. Sen ölümü son dakikada bütün güzelliği ile görecek ancak hayat körlüğünde bulunanlara gösterememenin ızdırabını çekeceksin: Onu bir kere tadabilmek için bir hayat boyu çektiğin ızdırap gibi.

* * *

İftiraya uğrayanları değil, iftira atanları kurtarın. Zira onlar kendi zaaf çamurunda çırpınan zavallılardır. Bu çamurun kimin üzerine sıçradığının ne ehemmiyeti var! Orada sen olsaydın, sen çamurlanırdın.

* * *

Birisinden bir kötülük mü gördün? Üzülme kendine kötülük eden o adama acı. Birisine bir kötülük mü yapmak istiyorsun? Düşün. O kötülük yapmak istediğin bir başkası değil sadece sensin!..

* * *

Sadakat, arzu ve isteğine uygun düşen tekliflerin arkasına sığınıp gölgesinde dinlenmek değildir. O bütün bunların aksine sebat edebilmektir. Zaten, rahmani bir düşünceye sahip olmak ve her zaafını yenmiş bir sevginin üst üste kavislerinde dolaşmak ancak; rûh ve maddesiyle ve her türlü kemmi buutların ötesinde, bir yığın baharın arasından geçmekte olan bir Hak Dostu'nun eteklerine tutunup, ölesiye ve tükenesiye, sadakat, sebat ve saygıdan zerrece taviz vermeksizin ve onun kalplerdeki siyah noktaları temizlemek için vurduğu neşterlere, nefse çok ağır gelse bile itiraz ifade eden bir tavrı hayalden bile geçirmeksizin ve en mühimi iç ve dış bütünlüğü şuuru içinde ona sımsıkı bağlanmakla mümkün olur. Gerisi hep, his ve heveslerin tümsek çukurudur..

* * *

Hain, en kötü sırdaş demektir. Bütün kara lekeler silinir gider; fakat ihanetin lekesi ebedidir. Ve hain o kara lekeyi zift renkli alnında ebediyen taşıyacak ve bu zilletten asla kurtulamayacaktır. Zorlama karşısında insan diliyle, dininden döndüğünü söyleyebilir, buna rûhsat vardır. Halbuki ihanete ölüm dahi mazeret değildir.

* * *

Merkeb, sırtındaki semerin büyüklüğü ve güzelliği ile övünse ne kazanır?!. Hem semer hem de semere yüklenenler ona birer ağırlık değil mi? Hele ihtiyarladığı ve güçten düştüğü gün o beğendiği ve övündüğü semeri onun sırtından alıp daha genç ve kuvvetlisine yüklemeyecekler mi?

* * *

Arkadaş! Dünyaya ait bütün makam ve mevkiler işte o semere benzer. Ne güvenmeye ne de övünmeye değer!..

* * *

Huzursuz olmamak huzurlu olmak için yeterli sebep değildir; o bizzat var olmalıdır. Ayrıca, huzurlu ve mutlu olabilmek için başkasının varlığına muhtaç değil ve kendi gönül mağaranda tek başına huzurluluk hazzını duyabiliyorsan, huzurun başkasına da huzur veriyor demektir. Durum aksiyse netice de aksidir.

* * *

Dâvâ adamı! Sen öyle bir derde mübtelasın ki, dâvânın derdinden başka kanayan yarana derman olacak merhemin yoktur. Dâvânın ateşiyle yanan gönül ikliminin çölünde, azmin sadece gözyaşın dahi olsa, unutma ki, bir gün orayı gül bahçesine çevirecektir. Belki şu anda attığın her adımda, bastığın toprak dibe doğru çöküyor, gibidir. Fakat bir gün, ışıl ışıl ve ümit dolu gözlerinle seyrettiğin yıldızlar, geçtiğin yollara parke taşı gibi sıralanacak ve sen, dâvânın onuruyla işte o yıldızdan yollar üzerinde yürüyeceksin. Ancak şunu unutmamalısın ki, içinde bulunduğun durum, lahut âleminin sakinleri katında, neticede ulaşacağın ihtişamdan daha az değildir. Evet, müntesibi olduğun bu dâvâ o kadar ulvi ve yücedir ki, uğrunda feda edilecek bütün bir hayatın tek saniye kadar kıymeti yoktur!.

* * *

Kendine mahsus hava ve iklimiyle İslâm, münfesihinin rûhunda apayrı ve geçmeyen bir karakter mevsimi hasıl etmiş ve bu hal bütün İslâm âleminin mümeyyiz ve müşterek vasfı olmuştur. Her ne kadar İslâm âlemine mensup milletler, kendi ırkına has izler ve çizgiler taşısa bile, bu onların daha ileri bir seviyede uzvileşerek bir bütün haline gelmelerine mani değildir. Maddi yönden göze çarpan çelişkiler, manevi değerlerde birleşmeye engel teşkil etmezler.

* * *

Layık olmadan kazandığı bu günkü zirveyi, beklemediği bir anda kaybetmeye namzet Batı, dönüşü olmayan bir seferin muhteşem merasimini kutluyor.. Baş döndürücü teknik ise bunun el sallamaları!.

* * *

Talip olma matlup ol! Bir şey istemekten sakın. İsteyeceksen dahi sana istemeyi verenden iste. İsterken de dikkat et! Padişah huzurunda kuru ekmek dilenilmez..

* * *

Faziletler hayattır. Her hayatın bir eceli vardır. Faziletlerin eceli ise bir nevi şehvet sayılan şahsi mefaatlerin başladığı andır. Zira irade çelikten pençe ise, en geniş muhteva ve mânâsıyla iffet, onun kuvvetidir. Şehvet iradeyi gevşetir ve düşmanı salıverir..

Vicdanınla baş başa kaldığında ona verecek utandırıcı bir cevabın varsa ve vicdan denen yargıcın karşısında yüzün kızarıyorsa, gözünden dökülen damlalar, yüzünde yol yapıncaya kadar ağlamaya senden daha muhtaç kimse yoktur. Halbuki saysan, tavandan toz düşüren kahkahaların, bağrından kopması gereken hıçkırıklarından yine de çoktur.

Terbiye, iyi ve güzelin meleke haline gelmesini temin etmek ve iradi hareketleri tabii birer hareket kılmaktır. Bu neticeye varmanın en kısa ve en müessir yolu ise, olunması arzu edilen şekilde olmak ve başkasına telkinde bulunmadan evvel söylenecekleri kendine kabul ettirmektir. Yoksa terbiyeye ait bütün muktesebat sadece birer malûmat seviyesinde kalır ve hiçbir fayda temin etmez. Zira, karanlık bir dehlizde gözü kapalı yürümek, tanımak için ne ise, sırf pedagojik bilgilerle insan ruhunu tanımak odur. Böyle bir tanımanın ise, rûhu ceset haline gelmiş insanların elinden tutup onları his ve duygularıyla bir rûh haline getirme mevzûunda ne derece tesiri olacağı gün gibi âşikârdır. Bir tesiri olsa bile, herhalde zarar hanesine islenecek cinsten olacaktır!.

0 yorum

Yorum Gönder