5 Şubat 2016 Cuma

Tenkit ve Tenkidi Red

Başlığa çektiğim iki şey, tenkit de, tenkidi red de bana göre bir hastalık. Psikolojik bir rahatsızlık. Mutlaka doktor tedavisine, uzman yardımına ihtiyaç duyan cinsten hem de. Bunun manası tedavisi zor demektir; imkansız olmasa da. Kendi kendine bırakılırsa varacağı yer belli; her geçen gün bir önceki günden daha kötü. Fiziki bünyeye verdiği zararlar da cabası. Erken saç beyazlamasından, saç dökülmesine, ekzemadan halsizliklere kadar. Bunlar sadece bir kaç misal. Sosyal boyutta ise kişinin eşsiz, dostsuz, arkadaşsız kalması; riyakarlıkla, yüze gülüp arkadan konuşmakla yürütülen dostluklar. Tabii bunlara dostluk denirse.

Pekala bütün tenkitler böyle midir? Elbette hayır. Tenkitler ikiye ayrılır; yapıcı ve yıkıcı. Benim hastalık dediğim, uzman tedavisini gerektirir dediğim yıkıcı tenkitler ile yapıcı tenkitleri reddir.

Soru bu istikamette olduğu için alan daraltmasına gidecek ve yapıcı tenkitleri red üzerinde duracağım.

Yapıcı tenkitlere açık olmak insan olmanın lazımıdır. Kendisinin kötülüğünü istemeyen, istemediğine ve istemeyeceğine inanan insanların tenkidine kulak kabartmalıdır insan. Neden? Tabiatı bunu gerektiriyor, Allah’ın kainata koymuş olduğu fitrî kaideler böyle bir davranış modelini emir ediyor da ondan. 60-70 yıl süren kısa dünya hayatında her şeyi insanın bizzat kendisinin tecrübe etmesi imkansızdır. O zaman yap-boz tahtasına döner insanlık adına herşey. Böyle bir yapıda ne ilim olur, ne de film. Ne beşerî tecrübeden bahsedilebilir, ne de bunun yeni nesillere intikalinden. Yaşanmaz olur hayat.

O halde yaşlı, bilgili, tecrübeli vb. özelliklerine bağlı olarak bir insanın eşini, dostunu daha iyiye, daha güzele yönlendirme, yanlışlıklarını gösterme adına söylediği sözlere kulak asmama fıtrata terstir. Burada kaybeden tenkidi yapan değil, red eden olur.

Pekala neden reddeder insan yapıcı tenkitleri? Kendini yeterli görüyordur. Mevlana tabiriyle ‘hamdım, pişdim ve yandım’ diyor ve kemâlâtın zirvelerinde dolaştığını sanarak kendinden hariç herkese ve herşeye bu bağlamda kapılarını kapatıyordur. Ucbdur bu; insanın içten içe kendisini beğenmesi. Kibirdir, gururdur bu; ucbun dış dünyaya yansıması. Enaniyettir bu; dağların, semavat ve arzın yüklenmekten çekindiği.

Üslûp tenkidin reddinde önemli bir unsur değil midir? Enfes bir soru. Evet, önemli hem de çok önemlidir. Çünkü tenkid yüzüne karşı yapılan bir insan, adı üzerinde insandır. Onun da hissiyatı, aklı, mantığı, fikri vardır. Belki de tenkit edilen davranış veya sözlere getirebileceği mantıkî veya hissî izahları vardır. Şimdi bu izahlara hiç kulak asmadan kendi perspektifinden hadiseleri değerlendirip ‘vur abalıya’ mantığı ile konuşulan, muhatabının izzet, onur, şeref ve haysiyeti ile oynayacak derecede ağır bir şekilde dile getirilen şeyler, hiç bir mana ifade etmez, hatta dinlemez ve dinlenilmez bile.

Kabul; ama burada bir nokta gözden kaçmamalıdır. Böylesi bir üslûpla dile getirilen şeyleri dinlememede hakim rol akılda, mantıkta değil, hissiyattadır. Çünkü her ne kadar üslûba riayet edilmese de, o yapıcı tenkitte söylenegelen düşünceler, yorumlar, değerlendirmeler ve tavsiyelerin hakikat nezdinde kıymet-i harbiyesi vardır. İşte sadece bu kıymetten dolayı hakkımızda iyilik, güzellik murad ettiğine inandığımız, samimiyetine güvendiğimiz dostların üslûbuna riayet etmese de yapıcı tenkitlerine kulak asmalıyız. Kim bilir, belki de konuşan hakikattır. Sırtımızdaki zehirli akrebi gösteriyordur!!!



Ahmet Kurucan

0 yorum

Yorum Gönder