5 Şubat 2016 Cuma

Rotasız Evlilik - Ahmet Kurucan

Rotasız gemi ne demek bilir misiniz? Titanik ve emsali gemileri değil, kıta ölçeğinde büyük ve geniş kara parçalarını yutan, yer kürenin coğrafyasının değişmesine neden olan dev dalgaların bulunduğu uçsuz-bucaksız okyanuslarda yol alan rotasız bir gemiyi düşünün; o geminin sahil-i selamete çıkabilmesi imkansız denecek ölçüde zordur. Ama rotası belli olsa, o gemi hedefine kısa zamanda varabilir.

Evlilik hayatı da aynen böyledir; adına dünya denilen uçsuz bucaksız bir okyanusta yol alan bir gemidir aile. Eğer o gemi sahiplerinin ulaşacakları yer adına belli bir hedefleri yoksa, rotaları da belli değil demektir. Bu durumda o gemi kendisini, okyanusda rüzgarın, dalgaların insafına bırakmıştır. Harici sebeplerle sürekli yön ve rota değiştirir böyle bir yuva. Hadiselerin akışına ve akış hızına göre mesafe alır dünyada; alır ama aldığı mesafe –af edersiniz- dönme dolapları çeviren atların aldığı cinstendir. Malum onlar, yüzlerce-binlerce kilometre yol yapar fakat bir arpa boyu mesafe kat edemez; çünkü aynı daire etrafında dönmektedirler. Hani ‘az gittik, uz gittik, dere-tepe düz gittik, bir arpa boyu yol aldık’ denir ya masal edebiyatımızda; aynen bunun gibi.

Bu sözleri söylememe neden olan, birisinin eşi ile alakalı bir problemini bana intikal ettirmesi. Bayan, evliliğinin şu an bulunduğu durumdan alabildiğine memnun; hem maddi hem de manevi olarak. Fakat ileriye ait herhangi bir plan ve programlarının olmaması onu ciddi düşündürüyormus. Eşi ile kaç defa konuşmuş, konuşmayı denemiş; dinlememiş bile. ‘Ne gerek var böyle şeylerle kafa yormaya’ demiş, ‘her şeyimiz yerli yerinde, Rabbe şükret’ diye karşılık vermiş. Hatta kızmıs, odayı terk etmiş, ‘bir daha açma böyle mevzuları’ diye de tenbih üstüne tenbihte bulunmuş.

Bayan böyle düşünmüyor, onun düşünceleri söyle; “Allah’a iman ve tevekkülüm yerinde zannediyorum. Geleceğe ait maddi endişelerden dolayı da bunu söylüyor veya düşünüyor değilim. Ama eşimde gördüğüm bir şey var benim; o hal-i hazır durumun ebediyen devam edeceği saplantısına sahip. Ben öyle yorumluyorum; yanılıyor da olabilirim. Halbuki bu tür bir yaklaşım doğru değil bence. Rica ederim; iki yüzyıl önce ABD var mıydı? İngiltere, Fransa’ya bugünkü ABD’yi anlatsaydınız o günlerde, gülerlerdi sizin halinize değil mi? Ölümlü varlıklarız hepimiz. Bugün varız ve yarın yokuz. Öyleyse hayatı daha şuurluca hissedip, yaşamalı değil miyiz? Eşimin işiyle alakalı olarak kısa, orta ve uzun vadeli planları var. Doğrusu o, olmalı ve olmak zorunda. Hatta o planlar günün gelişine göre sürekli revize edilmeli. Ekonomik yatırımları yönlendirmek için, değil ülke, dünya siyaseti takip edilmeli. Benim dediğim, aynı zihniyetin ve yaklaşımın aile hayatımıza da intikalinden ibaret. Haksız mıyım?

Pekala, ‘ne gerekçe gösteriyor’ dedim. Verdiği cevap şu imiş kocanın; “sen elinin hamuru ile erkek işlerine karışma, ben her şeyin en iyisini bilir ve yaparım.”

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama bu cevap bana problemin sathi bir bakışla görünmeyen başka yüzlerinin olduğunu gösteriyor. Yoksa mesele bayanın akıl dolu tekliflerini kabul veya red değil. Çünkü iş hayatına ait hem de başarılı bir şekilde uyguladığı planlar, söz konusu tekliflere –ki ne olduğunu bilmemekle beraber tahmin edebiliyorum- yabancı olmadığını gösteriyor.

Hudeybiye ve emsali bir çok yerde eşleri ile istişarede bulunan ve makul bulduğu teklifleri hemen hayatı geçiren bir peygamberin ümmeti, bu uygulamaların yoğurduğu kültür hamuru ile yapılan ekmeği yemek zorundadır bana göre. Onun için tavsif edilen tavrı kabullenmek de, anlamak da çok zor. Eşinin, dediğim gibi, akıl dolu tekliflerini sırf kadın olduğu için kale almama, hatta dinlememenin izahını hiç kimse bana yapamaz. Bazı feministlerin dediği gibi; kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz’ falan diyor değilim; tam aksine, sözü söyleyenden hareketle, söze değer vermemeden bahsediyorum. Altın, pırlanta hükmünde sözler, eğer bunu söyleyen bir kadınsa, ‘geeeeeeç’, ama bir erkekse ‘ kabuuuuul’, olacak şey değil!..

İslami değerlerde olmayan ama tarihin akışı içinde İslami toplumlarda bir şekilde uygulama alanı bulan bu tip davranışların geride kaldığı hem de çok gerilerde kaldığını düşünüyordum; meğer ki yanılmışım.

Şimdi ne yapılacak? Bir; namazında-niyazında olan bu kocaya, her şeyden önce Kur’an ve sünnet perspektifinde bir cins olarak kadın, kadının yeri ve konumu anlatılmalıdır. Bunları tarihi süreçteki sapmaları nazara almadan, teorik ve asr-ı saadetteki tatbikatlarının anlatıldığı kitaplar okutulmalıdır. Ben öyle inanıyorum ki, koca, ata-erkil kuralların çok keskin, net ve tavizsiz bir şekilde uygulandığı bir ailede yetişmiş. Genetik demiyeceğim ama karakterinin şekillendiği yaşlarda örnek ve model olarak gördüğü ata-erkil manzaralar, onun şuur altına işlemiş. İşte o şuur altı bilgiler fırsatını bulduğunda, akıl-mantık, çevre, muhatap, doğru-yanlış dinlemeden hortluyor malesef.

Korka korka, acabalarla yaptığım bu tahlilin ne kadar doğru olduğunu merak etmiyor da değildim aslında ve sordum muhatabıma; tam isabet dedi. Gerçekten eşinin yetişmiş olduğu aile ve çevre ortamı aynen çizmeye çalıştığım resimdeki gibiymiş.

O zaman ikinci tavsiyeye geçebiliriz. İki; birinci maddede yapılan teklifin eksiksiz, kusursuz yerine getirilmesi ve takibinin yapılması. Eğer bir üçüncü, dördüncü, beşinci madde ilave etsem yine aynı şeyi söylerim; birinci maddenin yerine getirilmesi. Neden? Çünkü, benim yaklaşım ve inanışıma göre, Müslüman bir sine, herhangi bir meselede, Allah’ın emri, Hz. Peygamberin beyanı ve uygulamasını duyunca, her türlü muhalif düşünce, inanç, örf, adet, alışkanlıklarını bir kenara bırakan ve Efendimizin yürüdüğü hayat kulvarında yürümeyi kendine şiar edinen insandır. Eğer burada bir aksama olursa, mesele iman kökeninde ele alınması daha ciddi bir sorun olarak karşımıza durmaktadır.

Unutmadan, bayanlardan gelen tekliflerin de ayağı yere basması lazım. Çünkü öyle teklifler oluyor ki bazen, düşünceden nasibi olmayan, baştan sona hissiyat kokan, bütüncül gözle bakıldığında hiç bir mana ihtiva etmeyen kelimelerin yan yana dizilişinden müteşekkil cümle yığınından ibaret.

Gördüğünüz gibi rotasız evlilik diye söze başladık, nerelerden çıktık. Zaten hayat dediğiniz şey de böyle bir yolculuk değil mi?


Ahmet Kurucan

0 yorum

Yorum Gönder