5 Şubat 2016 Cuma

Özgürlük, Bağımsızlık ve Fakirlik - Ahmet Kurucan

Başlığı okuyunca ne alakası var bu üç kavramın birbiri ile diye düşünenleriniz olmuştur sanırım. Haklılar. Özellikle ailevi meselelerin ele alındığı böylesi bir sütunda. Önce bu üç kavramı kısaca tarif ve izaha çalışayım, ardından konumuzla alakasını açıklayayım.

Özgürlük; Arapça aslıyla hürriyet –ki bizim dilimize de bu şekliyle mal olmuştur- tarifi en zor hatta imkansız olan kelimeler/kavramlar arasında zikredilir ilim adamları tarafından. 100’ü aşkın hürriyet tarifi var sözlüklerde/kamuslarda. En meşhuru ‘bir insanın başkasına zarar vermeme şartıyla istediğini yapması.” İslam uleması buna bir ilavede bulunur genellikle, başkasına olduğu kadar, kendisine de zarar vermemesi derler. Çünkü bir insanın maddi ve manevi varlığı Allah tarafından kendisine verilen bir emanettir ve insan emanate hiyanet etmemelidir. Bunun içindir ki bir çok fukaha insanın maddi ve manevi varlığına, sağlığına zarar verici şeyleri haram kategorisi içine koyarlar. İçki, kumar vb. kötü alışkanların, intiharın haram kılınmasını da kıyasda delil olarak kullanırlar. Uyuşturucunun, sigaranın haramlığını genelde buna bağlarlar.

Bağımsızlık; bir insanın başkasına zarar vermeyecek ve hür düşüncesi ile yapmak, etmek, tutmak, kılmak, kısaca hayata geçirmek istediği projeyi hiç kimseye sormadan yapması, etmesi, tutması, kılmasıdır. Tabii pratiğe dökülen hareketlerin dünyevi ve dahi uhrevi bedeli vardır. Bağımsız ve hür bir şekilde yapılan hareketlerin bedelini o kişi mücazat veya mükafat olarak almayı da kabullenmiş demektir.

Şimdi soru şu; evli insanlar yani karı ve koca, evlilik ilişkileri itibariyle hür ve bağımsız mıdır? İslami açıdan boşanmayı gerektirecek meşru sebepler olmadan dünyevi ve uhrevi hayatlarını birbirlerine rabt etmiş
ve ancak nikah bağıyla birleştiğinde bir bütün olan bu iki cins, bana göre evlilik ahd u peymanında bulundukları gün, saat, dakika ve an itibariyle hem hürriyetlerine gönüllü olarak kısıtlama getirmişler, evlilikle gelen tabii kısıtlamayı kabullenmişler, hem de bağımsızlıklarını kayıt altına almışlardır.

Şunu mu demek istiyorsunuz diyebilirsiniz; evli kişiler hür ve bağımsız değildir? Evet, böyle demek istemiyorum, aksine aynen böyle diyorum.

Geçenlerde fakirlik canına tak etmiş bulunan bir bayan aile bütçesine yardımda bulunmak amacıyla kocasından habersiz- siz buna izinsiz de diyebilirsiniz- bir iş yerinde çalışmaya başlamış. İş saatlerini kocasının haberi olmayacak şekilde ayarlamış. Ondan sonra evden çıkıyor, ondan önce eve giriyor. Belli bir müddet sonra ev işlerinde aksamalar, erken yatmayı gerektirecek seviyede göze çarpan yorgunluklar, stress, çocuklara olur-olmaz meselelerde bağırıp çağırmalar birbirini izleyince, koca bir değişikliğin olduğunu fark etmeye başlamış. İşe başlamayı takip eden bir aylık süre içinde yani daha bir maaş bile almadan iş yerinde meydana gelen
büyük bir problemin çözüm aşamasında koca iş yeri sahibi tarafından haberdar edilmiş. Tabii kıyamet o zaman kopmuş.

Şimdi yaşanan problem, o problemde eşin rolü, suçluluğu ve suçsuzluğu bir kenara, eşin kocası ile istişare etmeden böyle bir girişimde bulunması ne kadar doğrudur? “Ben hür ve bağımsızım. İstediğimi ve dileğimi düşünürüm. Allah bana da akıl ve fikir vermiş. Düşündüğüm şeyi de hayata geçiririm. Kocam yaptığı her işi bana soruyor mu ki?” türünden mazaretler arkasına sığınabilir mi?

Bu sorunun siyah-beyaz netliği içinde bir tek cevabı var, ortası yok. Ya evet, ya hayır. ‘Belki, ama’ ile başlayan cevaplar kabul edilmiyor. Vicdanınıza danışın ve cevap verin şu aşamada, dudağınızdan hangi kelime dökülüyor?

Cevabınız hayır ise doğru düşünüyorsunuz. Evet ise yanlış. Neden; çünkü başta dedik, evlilik ciddi bir müessesedir. Sadece iki kişinin ferdi hayatlarını değil, koskoca bir toplumun hatta bütün insanlığı alakadar eden yanları vardır o kurumun. Bediüzzaman Hazretlerinin yaklaşımı ile sorumluluklar iç içedir dairevi halkalar gibi. Bazı dairelerde sorumluluklar devamlı ve sık, bazılarında ise muvakkattır. Evli çiftler birbirlerini alakadar eden hiçbir meselede hürriyet ve bağımsızlık kavramlarının arkasına sığınıp birbirlerinden habersiz bu tür şeyler yapamazlar,yapmamalılar. Ortaklaşa sorunlarına ortaklaşa çözümler bulmalılar. Danışarak, görüşerek, konuşarak, anlaşarak yapacakları şeyleri yapmalılar.

Ama fakirlik canına tak etmiş diyecekseniz şayet; bir çok İslam uleması, ailenin maddi sorumluluğunu üstlenen kocanın evini geçindirecek ölçüde para kazanamamasını boşanma sebebi olarak sayar. Hakikaten böyle bir durum söz konusu ise, örnek aldığımız problemde olduğu gibi eşin dayanmaya tahammülü kalmadı ise anlaşarak uygun bir işte çalışmadan, boşanmaya kadar uzanan yol, açık.

Ama şunu demeden de geçemeyeceğim; Efendimiz’in beyanıyla “Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.” Yine Efendimiz (sav) fakirlikten Allah’a sığınmıştır bir çok duasında. Ferdi ve toplumsal planda fakirliğin getirdiği neticeler açısından gördüğümüz, bildiğimiz, okuduğumuz yüzlerce, binlerce örnek, Efendimiz’in bakış açısının, duasının ehemmiyetini göstermektedir bizlere. Onun için canına tak etmiş o kadının hislerini çok iyi anlıyorum diyebilirim. Ama ne olursa olsun, aile hayatını bir bütün halinde etkileyecek bir kararı kocasından bağımsız vermesi ve hele hür ve bağımsız kavramlarının arkasına sığınması hiçbir açıdan tasvib edilemez.

0 yorum

Yorum Gönder