5 Şubat 2016 Cuma

Nişanı Terk - Ahmet Kurucan

Bir bayan söz konusu olan. 3 yıla yakın beraberlikleri sürmüş. Aynı iş yerinde çalışıyorlarmış. Erkeğin rehberliği -dini hayata daha erken uyanması sebebiyle- altında hayatında radikal değişiklikler yapmış bayan. Çevresinden kopmuş, çokları konuşmamış kendisi ile bu radikal değişikliklerden dolayı. Sonra evlenmeye karar vermişler. Araya aileler girince bayanın babası 3-4 ay sonra olsun demiş söz ve nişan. Kendi aralarında nihai kararı verdikleri için bayan bir şey farketmez, madem babam böyle istiyor, onun da gönlü olsun demiş ama erkek bunu hazmedememiş; beklemem demiş ve diretmis. Pasiflikle suçlamış muhtemel eşini. Ardından başka küçük şeyleri bahisle bu defteri kapattığını, evlilik için kendine layık görmediğini, bu karakteri ile iyi bir eş ve anne olamayacağını söylemis.

Şimdi diyor ki bayan, ağzında Kur’an, elinde tesbih, bana rehberlik yapan ve kendisi için, aşkımız ve sevgimiz için bir çok fedakarlığa katlandığım insan tarafından, bu şekilde terkedilmek onuruma çok dokundu. Hala olayın şoku ve tesiri altındayım. İsyan edesim geliyor.

Önce bayana: bir; dini değerlere uyandıktan sonra, o istikamette yapmış olduğun her şey sadece Allah içindir. Namazdan, giyim kuşama, oradan hayat tarzındaki sair değişikliklere varıncaya kadar her şey O’nun rızasını kazanmak adına olmalıdır. Eğer bu aşamada başkaları devreye girerse, girilen o farklı sürecin ve bu süreçte yapılan amellerin hulusiyetine zarar verir. Belki Allah bununla size bir mesaj veriyor, niyet temizliği, kalb balansının yeniden ayarlanması için mecburi bir istikamet tayin buyuruyor.

İki; hayat sadece dünyadan ibaret değil. Bunun bir de ukbası var. İnancımıza göre zaten dünya, ukba için var ve biz o ebedi yurdu kazanmak için burada çeşitli imtihanlara tâbi tutuluyoruz. İmtihan konuları ise; her şey. Sıhhatten hastalığa, zenginlikten fakirlige, insan hayatının her bir karesi içine giren her şey bir imtihan vesilesidir. Ve en önemlisi Allah, kulunu, gücünün üzerinde bir şeyle imtihan etmez. O’nun engin rahmetine ve merhametine muhaliftir bu. Öyleyse, sizin başınıza kaderi planda, ezelde takdir buyurulan böyle bir hadise geldi ise, demek ki buna güç yetirebilirsiniz. Güç yetiremeyecek olsaydınız, Allah sizi bununla imtihan etmezdi. Hadiseye bu gözle bakmanız, –başka örneklerden gördüğüm için diyorum- hayata küsmekten -Allah muhafaza- intihara kadar uzanan olumsuz bir kulvara girmekten sizi koruyacaktır.

Hem unutmayın, bir hadisten mülhem, imtihanın çetinliği o kulun Allah katındaki derecesini gösterir. Çünkü imtihanların en zor olanı, Allah’ın en sevgili ve müstesna kulları olan peygamberlere verilmiştir.

Üç; beşer olarak bizim olaylara bakışımız, tek buudlu ve kendi ilmi ihatamız ölçüsünde olmaktadır. Arzularımız, beklentilerimiz ve hayallerimiz, düşüncelerimizi ve amellerimizi yönlendirmektedir. Ama belki de çoğu zaman bu hayalller, gerçeklerle örtüşmemekte, hatta çoğu zaman çakışmaktadır. Tabii neticede realiteler, her zaman hayallere, arzu ve isteklere galabe çalmaktadır. Bu noktada insan hayattan bezmektedir; ama onu asıl bezdiren hayatın gerçekleri değil, kırılan, yıkılan hayal ve ümitleridir. İhtimal, muhtemel eşi tarafından terk edilen bayan da bu posizyonda bulunmaktadır şimdi.

Fakat; bizi bizden çok seven Allah hadiselere külli ilmiyle, her şeyi ihata eden bakışı ile bakmakta ve ona göre takdirde bulunmaktadır. “Sizin şer zannetikleriniz sizin için hayır, hayır zannettikleriniz sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz” diyor Kur’an gayet açık ve net bu mevzuda. Hem de hiç bir te’vil ve tefsire ihtiyaç bırakmayacak ölçüde. O halde, şöyle düşünmeli bu bayan bence; demek ki böylesi hayırlı. Madem O takdir etti, bana da itaat etmek düşer. Belki evlilik gerçekleşseydi menfi şeyler olacaktı. Mesela, ….deyip, olumsuz yüzlerce ihtimali sıralamalı ve şükür etmeli Yaradanına. Belki de Allah, bu adaydan çok daha iyi birisini karşısına çıkarır yakın bir gelecekte.

Ve son nokta; onur meselesi. Elbette her insan şeref ve haysiyeti ile yaşar. İnsanı zaten hayvandan ayıran bu onur ve şerefidir. Kırılan onurun tamir edilmesi, yerine göre uzun, yerine göre kısa çok zaman alır; bazen de imkansız olur. Ama olsun, Allah’a, ahirete, kadere imanla dopdolu bir sine bunu da aşar ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder, edebilir.

Gelelim erkeğe; bu çerçevede söz söyleyebilmek için hadiseyi bir de onun cephesinden dinlemek lazım. Böyle bir şansım yok. Dolayısıyla bir değerlendirme yapmak da zor. Ama göründüğü kadarıyla, 3 yıl beraber olduğu, evlilik hayalleri kurduğu, bu istikamette adımların dahi atıldığı bir meselede, sadece 3-4 aylık bir gecikmeden dolayı, her şeyi inkar edercesine geri dönmesi çok izah edilebilir gibi değil. Fakat şurası kesin ki; bayanın yıkılan ümidleri ve hayalleri bir kenara, özellikle bayanın aile çevresinde temsilcisi olduğu İslam dini adına hiç de iyi bir imaj bırakmamış durumdadır. Çünkü bayandaki radikal değişikliklerin sebepler açısından vesilesi odur. Akrabalık ilişkilerini kesecek kadar, İslami çizgideki değişikliklere tavrı olan o insanlar, öyle zannediyorum ki: “bunlar zaten böyledir” gibi genellemelerle Müslümanlar hakkında konuşuyorlardır şimdi. O bayan için de: “biz zaten dememiş miydik, böyle olacağı belliydi, beter olsun” tarzı muhabbet ve lanetlerle vakit öldürüyorlardır.

Tek kelime; değer miydi?

0 yorum

Yorum Gönder