5 Şubat 2016 Cuma

Kıskançlık Etrafında - Ahmet Kurucan

Diyar-ı gurbette yaşayan müslümanların işi gerçekten zor. Kadınıyla zor, erkeğiyle zor, çocuklarıyla zor. Dini hayatıyla zor, kültürel hayatıyla zor, ekonomik hayatıyla zor. Zorları çoğaltabiliriz; çoğaltabiliriz ama bu zorluklara bedel kolaylıkları da sıralayabiliriz. Meselemiz zorluk-kolaylık değil; kıskançlık. Yanlış duymadınız, eşlerin birbirini kıskanmasından dem vuracağız bu yazıda. Özellikle yurt dışında hayatını sürdüren ve İslamî değerlere göre hayat tarzını belirlemiş eşlerin kıskançlığından.

Önce işin tabii ve fitri boyutuna işaret edelim; kıskançlık insani bir duygudur. Dinler, insan fıtratında var olan bu duyguyu, yerli yerinde kullanmaya yönelik ölçüler getirmiştir ki bu ölçüler özünde ne kıskançlığın reddini ön görmekte, ne de kabulünü mübalağalı bir şekilde gündeme getirmektedir.

Kıskançlık duygusunun muhatabına göre değişen farklı tezahürleri vardır. Çok eşliliğin hakim olduğu bir dönemde eşlerin birbirlerini kıskanması gayet tabii bir haldir mesela. Efendimizin (sav) eşleri arasında bu türlü kıskançlık hadiselerine rastlanması, hatta Tahrim suresinin ilk ayetlerinin inmesine sebebiyet veren türden hadiselerin kökeninde kıskançlığın olması bu açıdan hiç kimseyi şaşırtmamalıdır. Ümmu Seleme Validemiz, Efendimiz adına kendisine dünürlük için gelen Hatib b.Ebu Beltea’ya şunu söyler mesela: “Ben kıskanç bir kadınım. Rasulullahın da bir çok hanımı var; imtizaçsızlıktan korkarım .”

Kardeşlerin özellikle küçük yaşlarda, anne-babanın dede-ninenin kendilerine karşı olan sevgilerinin, ilgilerinin bölünmesine sebebiyet verdiği veya onlar öyle zannettiği için birbirlerini kıskanması da tabiidir, fıtridir. Yüzlerce örnek sıralayabiliriz bu çizgide, fakat gerek olmadığı kanaatındayım. Bu ve yüzlerce benzeri örneklerin bize anlatacağı tek şey, kıskançlığın fitrıliği, onun insanı yanlış davranışlara sürüklememesi ve bunun için bizim dini, örfi, beşeri, insani değerler ışığında yönlendirmeye ihtiyacımız olduğu hakikatıdır.

İmdi, kıskançlığın en önemlisi elbette ve hiç şüphesiz karı-koca arasında olanıdır. Son sözü isterseniz başta söyleyelim; karı-kocanın birbirlerini başka karşıt cinslerden kıskanması, karşılıklı sevginin, güvenin, yuva huzurunun sağlanması, aile kurumunun ilelebed devamının bir anlamda önşartıdır, bir diğer anlamda sigortasıdır veya garantisidir. Kıskançlığın söz konusu olmadığı ailelere baktığınızda -ki genelde Batı dünyasında görüyoruz örneklerini- yaşanan gayri ahlakiliklerin temel sebeplerinden biri olarak görürsünüz onu. Bu açıdan rahatlıkla denilebilir ki kıskançlık fert, aile, toplum ve insanlık hayatı için olmazsa olmaz bir duygudur ve Allah’ın insanoğluna bir lütuf ve ihsanıdır. Yeter ki onu yerli yerinde ve usulünce kullanalım. Yoksa farklı bir kullanım tam aksi neticelere yol açabilir, yuvanın sağlık ve selamatle devamı yerine yıkımına sebebiyet verebilir, nitekim verdiği gibi.

Kıskançlık bağlamında bu dini ve kültürel kodlara sahip Müslümanlar, Batı ülkelerinde sosyal, kültürel ve ekonomik hayatın içinde iken isteseler de istemeseler de yolları o ülkenin yerli veya kendileri gibi yabancı ülkeye mensup kişilerle kesişiyor. İş yerinde kesişiyor, mahallede kesişiyor, çarsı-pazarda kesişiyor ve bunun alternatifi yok. Bazan da Batı’lı insan tarafından yanlış bilinen, yanlış öğrenilen, yanlış yorumlanan kültürümüzü onlara anlatmak için kesişmeler iradi olarak düzenleniyor. Tanışma, görüşme, konuşma derken ikili ilişkiler, işin tabii seyrinin gereği olarak artıyor. Telefonla görüşmelerden, evde yemek ziyafeti vermeye veya evlerine yemeğe gitmeye hatta bazan ortaklaşa ülke içi ve dışı seyahatlara kadar uzanıyor.

Haklı veya haksız, doğru veya yanlış değerlendirmelerine girmeden ifade edeyim ki bu bazı ailelerde kıskançlık özelinden problemlere sebebiyet vermektedir. Niçin böyle bir değerlendirmeye gitmiyorum, çünkü başta ifade ettim kıskançlık duygusunun mahiyetini ve yerini. İşte bu konuda size bir delil: Allah hanelerimizden uzak tutsun, eşini zina üzerinde yakalamakla alakalı bir mesele gündeme geldiğinde Sa’d b. Ubade “gidip dört şahid mi arayacağım” diyerek kıskançlığını açığa vurunca, bu çıkışa şaşıran ashaba dönerek Efendimiz (sav): “Sa’d’ın kıskanç bir adam olduğunu biliyoruz. Ama ben ondan da kıskancım. Allah da benden kıskanç ” der ve hemen ardından Allahın kıskançlığının haram kıldığı şeylerin irtikap edilmesi olduğu açıklamasını yapar.

Fakat daha önce de ifade ettiğimiz gibi bunun yerinde kullanılması şart. Yerinde kullanma deme aşırılıklara gitmeme, vehimleri, vesveseleri fikir yerine koymama, hayalleri vakıa imiş gibi mütala etmeme demektir. Ama ne çare ki bu çerçevede üçüncü şahısların eşler arasına girmesi çok defa bir mana ifade etmiyor. Aşırılık, vehim, vesvese, hayal, vakıa diyerek ifadeye çalıştığımız ve belki de objektif sayılabilecek bu ölçüler, sübjektiflik ağına yakalanıyor ve iş yapmıyor. Onun için biz de eşler arasında cereyan eden bu tip hadiseler karşısında nihai bir değerlendirmede bulunmakta zorlanıyoruz.

Pekala ne yapılacak o zaman? İki şey; ya içe kapanılacak, ekonomik, kültürel, sosyal bütün ilişkiler bütünüyle koparılacak ve böylesi şüphelere sebebiyet vermeyecek ortamlarda yaşanacak. Dünya üzerinde böyle bir yer varsa sayet, eşler pılısını-pırtısını toplayıp oraya gidecek! İkincisi işe, eşler birbirlerinin kıskançlık hislerinin açığa çıkmasına sebebiyet verecek spesifik davranışlardan –dikkat ederseniz ortamlardan demiyorum, çünkü onun imkansızlığına inanıyorum- uzak kalmaya özen gösterecek, güven duygusu işletilecek, vakii şüpheler açık yüreklilikle ve açık kalplilikle hemen gündeme getirilecek ve açıklama istenilecek. Üçüncü bir çıkar yol şahsen benim aklıma gelmiyor.

Son söz; her nedense bazan eşlerin bu kıskançlık damarı sadece sosyal ve kültürel aktiviteler eksenli gündeme geliyor. Halbuki aynı eş, kültürel aktivitelerde içinde bulduğu hemen hemen aynı ortamı iş hayatında da yaşıyor. Hatta birlikte iş yapma zorunluluğu, beraber geçirilen vakitlerin çoğunluğu açılarından baktığınızda esas kıskançlığın devreye girmesi gereken yer orası ve daha tehlikeli bir zemin. Diğer ortamda bir dinin, bir kültürün temsilcisi olduğu için insan ister istemez daha dikkatli davranıyor. Ama ihtimal ekmek parası olduğu için birine bir şey denmezken, ikincisinde kızıl kıyametler koparılıyor. Ben bunun aklen izahının imkansız olduğunu düşünüyorum.

0 yorum

Yorum Gönder