5 Şubat 2016 Cuma

İyiliği Emir Kötülüğü Nehyin Farklı Tezahürleri

Artık bugün bu yazı silsilesini bağlamak istiyorum; sırada bekleyen başka soru sahiplerine haksızlık olduğunu düşünüyorum. Hak derken, haktan bahsederken, ne kendime ne de başkalarına haksızlık etmek istemem.

Son yazıda iyiliği emir, kötülüğü nehyin iktidar ve muhalefet safında yer alan kişilere yönelik farklı tezahürlerinin olacağını söylemiştim. İşin aslına bakılacak olursa, hepimiz hayatın içinde zaman zaman yönetici, zaman zaman da yönetilen olarak yer alıyoruz. Evde hane reisi olarak eş ve çocuklarından sorumlu yönetici bir baba, bir dede iken mesela, iş yerinde âmirinin emrine göre hareket eden yönetilen birisi oluyoruz. Veya iş yerinde 100 kişiden sorumlu bir departmanın yöneticisi iken, üst idarecimize karşı yönetilen oluyor ve posizyonumuza göre tavır ve davranışlarımızı belirliyoruz. Evdeki hâkimâne, âmirâne tutumumuzu, memur olduğumuzda âmirimize karşı takınmıyoruz. Emrimiz altındaki işçilere gösterdiğimiz tavrımızı, rapor vermekle sorumlu olduğumuz patronlarımıza, üst düzey yöneticilerimize göstermiyoruz. Neden? Çünkü eşyanın tabiatı bunu gerektiryor. Toplumsal yapıda ahenkin temelleri buna göre atılmış, kurallar ona göre kurulmuş. Farklı bir tutum yapıyı sarsar, aksi istikametteki derinlenmesine gidiş temelleri yerinden oynatır.

Bu misalle sözü nereye bağlayacağımızı anladınız sanırım; işte iyiliği emir ve kötülükten sakındırmada da bu posizyonlara bağlı tezahür şekilleri değişmektedir. Devlet sistemi içinde iktidar ve muhalefet olgularına bağlı olarak bunu değerlendirecek olduğumuzda; iktidarda iyiliği emir, kötülükten sakındırma adalet ve hakkaniyet, vazife taksiminde kimsenin hakkı yenmemesi ve halka en iyi hizmetin verilebilmesi için ehliyet, ortak aklı harekete geçirmek demek olan meşveret ve şuradır. Bunlara ilave edilecek elbette başka kurallar olabilir; ama bunları kendilerine irca edebileceğimiz adalet, şura ve ehliyet asıldır, esastır ve temeldir. Buna karşılık muhalefete düşen görev ise hangi çeşidi ile olursa olsun zulme ve haksızlığa karşı dirençtir. Aktif veya pasif, metodoloji, ayrı konular ama mutlaka direnç.

Bu çerçevede asr-ı saadetten yüzlerce örnek göstermek mümkün. Şii dünyası zulme direnç, Hz. Ebu Bekir hilafetinin meşruiyetini sorgulama bağlamlarında müthiş bir abartma ile ele alsa da oldukça önemli bir örnektir Hz. Fatıma’nın Fedek arazisi ile ilgili Hz. Ebu Bekir’e gidip hakkını araması. Hz. Fatıma Validemizin söz konusu itirazındaki maksat ne Hz. Ebu Bekir’in hilafetine itiraz, ne de mal düşkünlüğüdür. Asıl sebep, kendi bilgisi sınırında kendisinin hakkı olan miras malına sahip çıkmadır, muhalefette yer alan kişi olarak iktidara görevini hatırlatmadır, yanlışlığını arzdır.

Son olarak; denetim mekanizmasına kısaca değinmek istiyorum. Ailede, iş yerinde, sosyal organizasyonlarda ve devlette; kısacası resmi- gayr-ı resmi idarenin olduğu her yerde, tesbiti önceden yapılmış, bünyesinde boşluk barındırmayan, keyfiliğe yer vermeyen kurallarla örülü denetim mekanizmasının varlığı şarttır. Denetim İslami değerler esas alınacak olursa ukbanın, ahirette Rabbe hesap vermenin, cennet, cehennem, mizan, sıratın sürekli öne çıkartıldığı inanç ve vicdanla olabilir. Acı ama gerçek, zaman göstermiştir ki bu yeterli değildir. Çünkü Müslüman da olsa son tahlilde idari mekanizmada bulunan kişi insan. Ve insan, fitratındaki boşluklara zaman zaman takılıp kalabiliyor. Şeytana yol arkadaşlığı yapabiliyor. Zaafların esiri bir kul olabiliyor. O zaman bu zemini onlara vermemek için maddi denetim sisteminin kurulması gerekmektedir. Denetim sadece vicdanlara bırakılmayacak kadar önemli bir iştir. Kaldı ki bu iktidara bakan yanıyla, iyiliği emir, kötülükten uzaklaştırmanın bir başka tezahürüdür. Bir tek şartla denetim denetim gibi olmalı. Adalet ve hakkaniyet prensipleri üzerine sistemini kurmalı vesselam!

Bir soru ile bitirelim, bu zemin var mıdır? İşte bu gerçekten bahs-i âher.



Ahmet Kurucan

0 yorum

Yorum Gönder