8 Şubat 2016 Pazartesi

İmtihan

Dünya bir mektep, hayat ise bu mektepteki imtihan zincirlerinden başka bir şey değildir. İnsanoğlunun alem-i ervah’la başlayan yolculuğu rahm-i mader, çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık güzergahında devam eder. Her durakta yüzlerce imtihanla insan karşı karşıya kalır. Her bir imtihan bir eleme ve elenme maratonudur. Finale kalan ruhların tesbit edilmesinin biricik yolu da yine imtihandır. Bu güzergahların adap ve erkanına uyulup uyulmama kıstası, berzah, mahşer, hesap, mizan ve sıratın sarp ve yokuş olup olmamasını şekillendirmiştir. Netice itibariyle mükâfat ve mûcazat da bu mektepte, bu marotonda alınan derecelere göre belirlenmiştir.

Evet, elmas ruhlarla kömür ruhları ayıran, meleknüma insanlarla şeytan tabiatlı kimseleri tefrik ettiren katalizör imtihandır. Doğumla başlayan sınavlar vetiresi ruh ile beden ayrılıncaya kadar devam edecektir. Çeşitli haddelerden geçmemiş, kalibre edilmemiş toprağın altın olması düşünülemeyeceği gibi, imtihan görmemiş, sıkıntılara maruz kalmamış kimselerin de Allah’a verdikleri iman sözünde sadık olup olmadıkları bilinemez. Kısaca insanoğlunun çeşitli vesilelerle denenmesi; sağlamı çürükten, kazibi sadıktan ayıran olmazsa olmaz bir şarttır. Ayet ve hadislere baktığımızda dünyanın bir imtihan yeri, bir hizmet yeri olduğuna vurguda bulunulmakta, ancak bu imtihanı layıkı ile verenlerin ahirette kendilerine vaat edilen mükafatlara, mutlu sona ulaşabileceklerine dikkatler çekilmektedir.

Bir hizmet yurdu olan şu dünya hayatında imtihan unsurları sayılamayacak kadar çoktur.. Binlerce, milyonlarca âlî ruhlarla, süfli ruhları tefrik vesilesi vardır. Kimi zaman insan açlıkla, kimi zaman korkuyla, kimi zaman ölümlerle, kimi zaman hastalıklıklarla, kimi zaman depremlerle, kimi zaman yangınlar ve sellerle, kimi zaman da, insan aklıyla, kimi zaman malıyla, kimi zaman şekliyle, kimi zaman öfkesiyle ve şehvetiyle, kimi zaman çocuğuyla, kimi zaman hanımı, kimi zaman beyi, kimi zaman eşi-dostu, kimi zaman arkadaşıyla imtihana maruz bırakılmıştır. Kur’an bu noktada “Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” (Bakara/155) buyurmaktadır. Ayrıca “Biz onların bir kısmını diğerleriyle imtihan ettik..” (En’am, 6/53) buyuruyor.

Görülüyor ki, imtihandan kaçmak mümkün değil. Mümkün olmadığı muhakkak olunca böyle bir gerçeği lehimize çevirmeye çalışmak ise yapılacak en akıllıca hareket olsa gerek. En ağır şartlar altında hangi tür imtihan olursa olsun, kurtulmanın, zararsız, kayıpsız o bela ve musibetlerden sıyrılmanın çaresi: SABIR’dır, SEBAT ve Namazdır. Önemli bir noktada bu imtihanların Allah (c.c)’dan geldiğini unutmamak, o imtihanı aşmanın ayrı bir yoludur. Zira kaynak bilinince insan çözümü başka noktalarda aramaz. İnsan o kaynağa yönelerek probleminin halli yoluna gider ve her bir sıkıntının Allah’a daha bir yakınlaşma yolu olduğu ufkundan meseleye bakarak böyle bir durumu lehine çeririr. Nihayette de “kahrında hoş, lutfunda hoş” prensibine sımsıkı bağlanmak suretiyle Cenab-ı Hakk’ın hoşnutluğunu, rızasını avlamaya çalışır. Hasılı, hadis-i şerifte ifade edilen “Sıkıntıya maruz bırakılan kul, o sıkıntılara sabırla göğüs gerip, rıza ile mukabelede bulunduğunda, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu o kimse ile beraber olur” müjdesiyle sermest olur. Burada zikredilen rıza makamı; yani Cenab-ı Hakk’ın kulundan hoşnut olma makamı ise Kur’an’ın ifadesiyle “en büyük makamdır.” Böyle lutfa ulaşmak şayet birbirimize katlanmanın arkasına konulmuş bir lütuf ise insanlar bütün egolarını ayaklar altına alıp birbirine katlanma yollarını bulması gerekir. Eğer bu lütfu elde etme hastalıkların, musibetlerin arkasında gizli ise, Kur’an’i ve Nebevi reçeteleri uygulamak suretiyle o bu lütufları elde etmeye çalışma atılacak en akıllı adım olacaktır.

Bela ve musibetler karşısında Kur’an’i reçeteye baktığımızda ise şu noktalar üzerinde durulduğu görülecektir.

“Ey mû’minler, sabredin; sebatkâr olun; müteyakkız olun ve Allah’dan sakının ki; kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran sûresi, 3/200)

“…Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.” (Zümer sûresi, 39/10)

“Kim sabreder, (kendisine yapılan kötülüğü) affederse, şüphesiz bu çok önemli işlerdendir.” (Şûra sûresi, 42/43)

“Ey inananlar, sabır ve namazla (Allah’dan) yardım isteyin, Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara sûresi, 2/152)

“Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.” (A’li imran, 3/134)

Bu ayetlerin perspektifinden meseleye yaklaşınca imtihan eden, ona katlanma hususunda sabrı da, sebatı da verecek olan O’dur. Bu zaviyeden, insan arzedilen sıkıntılardan biriyle karşı karşıya kaldığında mihrabı iyi belirlediği, Allah’a teveccüh edip namaz ve sabır ile Allah (c.c)’dan yardım istediğinde en aşılmaz gibi görülen akabeleri bir bir aştığını müşahede edecektir. İnsan maruz kaldığı sınavlar mukabilinde sabır ve sebatı neticesi elde edeceği mükafatları başka bir şeyle elde etmesi de mümkün değildir.

Hasılı, Allah (c.c)’nun rızası, hoşnutluğu, cemali, cenneti bu belaların ve musibetlerin akabinde mü’minlere vaat edilen ödüllerdir. Eğer bu ödülleri elde etme, biraz (az bir) sabır, biraz katlanmak, biraz diş sıkmak ile elde edilecek ise insan kısacık şu dünya hayatında böyle bir fedakarlığa girip o en büyük ödülleri toplamaya bakmalıdır. Zira Cenab-ı Hakk’ın isteği de bu istikamettedir. Allah (c.c) bu istikamette olanlardan eylesin.



Cengiz İnanır

0 yorum

Yorum Gönder