8 Şubat 2016 Pazartesi

İman, İnsan ve Medya

Tarihin hiçbir döneminde iman ve küfür mücadelesinin durduğu görülmemiş ve kıyamete kadar da görülmeyecektir. Küfür kendi hesabına Hz. Musa (a.s) döneminde insanları imanın bağrından dalaletin göbeğine atmak için sihri, Hz İsa (a.s) döneminde tıbbı, Asr-ı Saadette ise belağat ve fesahatı kullanmıştır. O dönemler analiz edildiğinde tekrar insanların imana ısındırılmasının sihir, tıb, belağat ve fesahat yollarıyla olduğu müşahede edilecektir.

Demek ki her dönemde ayrı teknik ve taktiklerle gökler ötesi mesaj ve onun getirdiği değerler yokedilmek istenmiş, bunun mukabilinde aynı vesilelerle bu değerlerin ikamesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Meseleyi günümüze taşıdığımızda ise bana öyle geliyor ki, insanları bu gün saptırmak, dalaletin bağrında onu boğmak için bazı medya organları bir vasıta olarak kullanılmaktadır. Ansiklopedilerde ki tanımı itibariyle medya; bir haberi, bir bildiriyi yayma tekniği; bu teknik hem bir ifade yolu, hem de hiç bir özel durumu olmayan bir grup insanı veya halkı bir bildiriden haberdar etme aracıdır. Toplum bilimcilere göre ise medya; halk kültürünün yayılmasını ve anlatılmasını sağlayan etkendir.

Bu tanımlar çerçevesinde bir değerlendirmeye gittiğimiz de medyanın kendinden beklenen fonksiyonu eda etmediğini aksine olması gereken tabiatıyla çelişkili bir tutum ve davranış içersinde olduğu görülecektir. Özel hayata müdaheleye varıncaya kadar –haber değeri taşıma kılıfı altında- herşeyi gün yüzüne çıkarma adına insan hakları ihlal edilmektedir. Bu tahribat ve idlal hesabına da bütün yollar mübah telakki edilmekte, yalan, iftira ve akla hayale gelmeyen çeşitli argümanlarla da ortaya konulan şeyler delillendirilmeye çalışılmaktadır.

Bir filmde kimi gazetecilerin bugünkü durumu çok veciz şekilde ifade edilmektedir.
Holywood yıldızlarından biri, gazeteci rolünde bir şahsı arabasıyla bir yerden başka bir yere götürmektedir. Yoculuk esnasında konuşmaya başlarlar. “ Duydunuz mu Newyork da iki büyük canavar ortaya çıkmış biri kaybolmuş, birini de ben yakaladım”. Diğer şahıs sorar: “ canavar şimdi nerede? ”. Gazeteci cevaben: “ arabanın anahtar deliğinde ” der. Kendisine oraya nasıl girdiği sorulunca da “biz gazeteciyiz, biz oraya sokarız” cevabını verir.

Bir hadis-i şerifte beyanın sihir yönü vurgulanmıştır. Maalesef, kimi medya bu sihri kullanarak tamamen değerleri altüst etmiş; doğruyu-eğri, yanlışı-doğru ve hakkı-batıl göstermiş ve hala bu hali sürmektedir.Böyle bir halin nihayetinde insanların gözleri büyülenerek tamamen herşeyi farklı algılar bir konuma getirilmişlerdir.

Evet, haber alma hakkı adına –kim vermiş bu hakkı?- öyle haklar çiğnenmiştir ki tabir yerinde ise insan modern dünyanın kölesi haline getirilmiştir. Neticede kişi hak ve özgürlüklerine özel hayata varıncaya kadar müdahale edilip, mahremiyet duvarları bir bir yıkılınca, insanın özgürlüğü bu duvarlar altında bırakılmış ve ölüme mahkum edilmiştir. Böyle bir mahkumiyet neticesi intihar eden, psikolojik bunalımlara giren, depresyonların pençesinde inim inim kıvranan binlerce insan göstermek mümkündür.

Her ne kadar çiğnenen hakları koruma adına tekzip hakkı ikame edilmişse de, bir kere çamur atıldıktan sonra izi kalmakta, adeta tekzibe konu olan meseleyle alakalı bir zan ve şüphe daima insanların dimağlarına nakşedilmektedir.

Böyle bir haberi yapan ve vesile olanlar açısından ise durum daha vahim bir hal almaktadır. Ne dünya da ne de ukbada telafi edilemeyecek bir günah irtikap edilmiş demektir. Zira medyada yer alan bir gıybet ve iftiranın telafisi mümkün değildir. Telafisinin tek yolu; aynı sütunda iftira ve gıybet ettiği şahıs hakkında söylediklerinin yalan olduğunu, kendisinin de bir iftiracı olduğunu ifade ederek onlardan haklarını helal etmelerini talep etmesidir.

Bir diğer yazıda beslenme kaynaklarına göre medyanın iman ve ona ait değerleri tahrip ve ifsat hesabına nasıl kullanıldığını işlemeyi düşünüyoruz…



Cengiz İnanır

0 yorum

Yorum Gönder