10 Şubat 2016 Çarşamba

Gri 13.Hafta Nükte

ŞÜKÜR

Bir bayram arifesiydi. Yedi- sekiz yaşlarındaki kızımın elinden tutmuş elbise, ayakkabı gibi ihtiyaçlarını temin için çarşıya çıkmıştık. Çocukluğumdan hatırlarım, yeni bir ayakkabı alındığında sevinçten onunla birlikte yatmaya kalkardık. Çocuğu sevindirebilmek için birkaç dükkan gezmiş, pek çok masraf yaparak önemli ihtiyaçlarını temin etmiştik. Ancak kızım dükkanın birinde ufak, kırmızı plastik bir çanta görmüş, bunu isterim diye tutturmuştu. Ucuz bir şey olmasına rağmen böyle lüzumsuz bir şeyi almayı gereksiz görmüş, üzerinde durmamıştım.

Saatlerce dolaşıp, eve geldiğimizde sevinçle bana teşekkür edeceğini umarken, küçük kızımın davranışlarındaki terslik ve memnuniyetsizlik dikkatimi çekti. Sebebini araştırdığımda, meselenin küçük ve basit çantanın alınmamış olması olduğunu anladım ve birden sinirlenerek:

“-Bu ne nankör çocuk, onun için binlerce lira harcadım, en önemli ihtiyaçlarını temin ettim; oysa o kırkparalık basit bir şey için bunların hiç birini görmüyor” diye hışımla bir tokat yapıştırdım.

Fakat anında kafamda bir şimşek çaktı. Peki ya sen! Sana sağlık, mutluluk, huzur gibi, en azından sahip olduğun bu çocuklar gibi son derece önemli nimetler bahşeden Rabbine ne derece müteşekkirsin? Dualarında dünyaya ait, kendince önemli, gerçekte ise Cenab-ı Hakk’ın sana bahşettiği nimetlerin yanında, ancak idrakten yoksun bu ufacık çocuğun istediği kırk paralık çanta gibi kalan isteklerin gerçekleşmediğinde, dualarının kabul olmadığını sanmak gibi gaflete düşen, üzülen sen değil misin? Allah’ın senin için taktir ettiği çok önemli, ancak senin idrak edemediğin sayısız nimetlere sonsuz bir sevinçle şükretmek gerekmez mi?

Şükretmeyi bilmek için, ilahi tokatı yemek mi gerekir?

BAŞKALARININ ACIDIĞI HALE, O ŞÜKREDİYORDU

Adamın biri, Muhammed bin Vasi Hz.’lerinin bacağında gördüğü bir yaradan dolayı: “- sana acıyorum” demişti. Muhammed bin Vasi de ona şu manalı cevabı vermişti:

-Ben de, bu yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum…


NİMETİ GÖRMEK

Şeyh Sadî, ayakkabısız kalmış. Ayakkabı alacak parası da yokmuş. Can sıkıntısı ile Kufa Camii'ne gitmiş. Cami­nin önünde ayaksız bir dilenci görünce, ayakkabısız ayaklarına bakıp şükretmiş.

İnsanın kendisine ait hiçbir sermayesi yoktur. O da her­hangi bir zerre gibi sonradan yaratılmıştır, o da sair mah­luklar gibi hiçbir şey yaratamaz. Ona verilenlerin hepsi lütuf ve ihsandır.

İnsan, sahip olduğu maddî nimetler açısından kendisi­nin gerisindekilere bakıp şükretmeli, manevî durumu kendi­sinden iyi olanlara bakıp kulluğunu artırmaya azmetmelidir.

Zira şikayet için hiçbir haklı sebebi yok, şükür için sebe­bi çoktur.


ŞÜKRETMEK

Padişah, daha önce hiç deniz yolculuğu yapmamış bir / köle ile aynı gemide yolculuk yapıyordu. Köle kor­kudan titriyor, bir türlü sakinleşmiyor, vaveylası ile herkesi huzursuz ediyordu. Padişahın keyfi kaçmıştı. Bir adam öne atıldı:

-İzin verirseniz onu sakinleştireyim, dedi. Padişah:

-Ne yaparsan yap, yeter ki şu adamı sustur, dedi ada­ma...

Adam, kölenin denize atılmasını istedi. Bağırıp çağıran köleyi suya attılar. Birkaç defa batıp çıkan köle:

-Boğuluyorum, imdat! diye bağırmaya başladı.

Köleyi yakalayıp, gemiye çıkardılar. Bir köşeye bıraktılar. Köle artık sessizce oturuyordu. Padişah, adama, niçin öyle yaptığını sordu. Adam:

-Gemideki huzur ve güvenin farkında değildi, dedi. Suya düşünce değerini anladı.

Nimeti artıran, lezzeti lezzet yapan şükürdür. Şükret­mek yerine şikayet edenler sahip olduklarından da mah­rum kalırlar. İnsanlar, maddi durumları itibari ile kendi­lerinin altındakilere, manevî yönleri ile de üstündekilere bakmalıdır. Birincilere baktıkça şükredecek, ikincilere baktıkça daha güzel hâle gelebilmek için gayretini artıra­caktır. Hakikî saadet bundadır.

1 yorum :

  1. Günümüz insanı narsist bir tutumla her zaman daha fazlasını istiyor. Fıtratındaki "Daha yok mu?" anlayışını yanlış yönlendirerek kendisini karamsarlığa bırakıyor. Fakat, bu konularda da İslamiyetin prensipleri takip edilse görülecektir ki aslında nice nimetlere mazhar olmuşuzdur da haberimiz yoktur. İşte böylesi bir çağda insanlar bakışlarını bardağın dolu tarafına çevirmeli ve yarınlara ümitle yaklaşmalıdır. Böylece, maddi ve manevi ilerlemelerin kapısı aralanmış olacaktır.

    YanıtlaSil