5 Şubat 2016 Cuma

Ev Hanımının Teberrusu - Ahmet Kurucan

Hadiseyi duyunca sevinip-sevinmeme hususunda mütereddit kaldım. Ev hanımı olan bayan, kocasının kendisine verdiği mutfak harçlığından bir kısmını, kocasından habersiz fakir talebelere hibe ve teberruda bulunmuş. Kocasının hadiseden haberi olması kısmen de olsa huzursuzluğa sebebiyet vermiş. Kısmen diyorum çünkü kocası maddi imkanları dahilinde zaten bu teberruyu yapıyormuş. Karısının din eksenli bu iyi niyetinden dolayı bazı şeyler söylese de, bunu geçimsizliğe badi olacak büyük bir problem haline getirmemiş.

Beni bu hadisede sevindiren şey, hem karının hem de kocanın tavrı. Üzen şey ise, İslami açıdan meselenin taraflarca bilinmemesi. Zaten hadisenin bana intikali bunun fıkhi vechesini öğrenme amacına matuf.

Direkt konuya girecek olursak; Hz. Peygamberin (sav) bu meyandaki beyanlarını sunalım önce. “Kadının, kocasından izinsiz teberruda bulunması caiz değildir.” Bu hadiste teberruda bulunulan malın kime ait olduğu belirtilmemektedir. İkinci hadis; “Kadının evlendikten sonra kendi malından kocasından izinsiz tasarrufu caiz değildir.” Burada malın aidiyeti konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Mal kadına aittir.

İslam hukukçuları tarafından çok çeşitli tartışmalara konu edilen kadının, kendi malındaki tasarrufu meselesini bir kenara bırakıyorum; çünkü başta ifade ettiğimiz konu ile bunun alakası yok. Ben sadece konumuz etrafında cereyan eden hadislerin bilinmesi ve bütüncüllüğün yakalanması açısından diğer hadisi de zikrettim. Çözüm aradığımız meselede, kadın ev hanımı olduğu için, her ne kadar evlilik bağı itibariyle bir ortaklıkları olsa da, mali hususlarda tasarruf erkeğe ait ve bu erkek ‘mutfak harcamaları ‘ deyip alan belirlemesi hatta sınırlaması yaparak karısının tasarrufuna para vermektedir. Şayet kadın çalışan ve bu açıdan kendi malında tasarruf eden bir konumda olsaydı bunları hiç dile getirmezdik. Belki o zaman ikinci hadis etrafından dönen içtihadi yaklaşımlardan söz ederdik. Bu ayırımı işaret etmek maksadıyla, yazının başlığına ev hanımın teberrusu dedim.

Herhalde hiç kimse erkeğin ontolojik bakımdan kadından üstün bir varlık olduğunu iddia etmiyordur. Bu bizi içinde yaşadığımız çağdan cahiliye dönemine hatta ondan çok daha gerilere götürür. Kadın ve erkek ontolojik olarak eşit ve birbirlerini tamamlayan varlıklardır. Bir çok ayette kadınların erkeklerle beraber çeşitli emir ve yasaklara muhatap kılınmaları zaten bu yaklaşımı isbatlamaktadır .

Kadın teberru ehliyeti dahil bütün hukuki konularda ehliyete haiz müstakil bir varlıktır. Hz. Peygamber (sav) kadınlara da erkeklerden ayrı olarak onları tasadduk ve teberruya teşvik buyurmuştur. Efendimizin bu tavsiyesini ise onlar zinet eşyaları başta olmak üzere sahip oldukları başka malları ilave edip tasadduk ederek cevaplandırmışlardır .

Dolayısıyla rahatlıkla denilebilir ki, kadının kendi malından ya da mutlak anlamda tasarruf yetkisi ile kocası tarafından kendisine bırakılmış olan mallarda tek başına ve kocasından izinsiz tasarrufta bulunabilir. Fakat alan sınırlaması olan hususlarda o alanın dışına çıkmaması esastır.

Bu yetki sınırlamasını kadının özgürlüğüne vurulan bir pençe olarak görmek feministçe bir yaklaşım olur. Tam aksine bu, aile fertleri arasındaki birlik ve beraberlik ruhunun ihdas ve inşası ya da devamı adına vazgeçilmez bir şartdır. Mali konulardaki tutumu sebebiyle karısına güvenmeyen/güvenemeyen bir erkeğin halet-i ruhiyesini düşünün lütfen. Her ne isim ve ünvan ya da hangi sebep ve gerekçe ile olursa olsun eşler arasında güven bunalımına yol açacak böyle bir husus, her ne kadar başlangıç olsa da son olmayacaktır. Surda açılan gedik misali, güvensizlik zamanla başka alanlara da sıçrayacak ve karşılıklı münasebetlerde gedikler çoğalacaktır.

Türlü handikaplara gebe olan bu ve benzeri meselelerde yapılması gerekli olan tek şey açıklık ve şeffafiyettir. Madem koca da aynı pencereden hayata bakmaktadır. O da karısı gibi dini his, heyecan ve şuura sahiptir. Karşılıklı oturup konuşmalı, aile bütçesi ile yapılması gerekli olan teberrularda denge sağlanmalı ve alınan karar harfi harfine tatbik edilerek güven bunalımına yol açılmamalıdır.
Dikkat ederseniz caiz değildir, haramdır, günahtır, vebaldir gibi hukuki ve ahlaki yaptırımlar içeren şeyler söylemedim mevzu ile alakalı olarak. Bu Allah için yapılan, yapılmak istenen bir hibenin kudsiyetinden kaynaklanıyor. Elbette Allah niyetlere göre muamele edecek. Ama bu niyetlerin İslami genel-geçer kaide kurallara uygun olmasını ayarlamak bizim işimiz.

0 yorum

Yorum Gönder