5 Şubat 2016 Cuma

Ergenlik Çağı - Ahmet Kurucan

Eşini hiç bu kadar kızgın görmemiş bir akşam eve geldiğinde Nihat. Şaşırmış önce, mana verememiş bu kızgınlığa, öfkeye, nefrete ve ağızdan çıkan sözlere. 19 yıllık evlilik hayatında ilk defa bu tür şeyler duyuyormuş kızı ve oğlu hakkında karısının ağzından. Hadis diye duyduğu ama hadis olmasa bile doğruluğuna vicdanen inandığı beyanı hatırlatmış eşine ve bu onun ilk tepkisi olmuş. Malum o beyanda, anne-babanın ağzından çıkan her sözün çocukları için dua olacağı ve eşref saati ile kesiştiğinde bunun kabul göreceği ifade ediliyor. Eşinin sinirini yatıştırmasına yetmemiş bu. Eşini almış ve odasına götürmüş sakinleşmesini sağlamak için. Bir saati bulan ağlama, dışarı çıkmak için yapılan hazırlıkla son bulmuş.

Nezih bir lokantada yenen başbaşa bir yemekte pandoranın kutusunu açmayı başarmış Nihat; mevzu iki kardeşin geçimsizliği, sürekli kavgaları ve nihayet annenin sabır taşının çatlaması imiş. Şimdi soruyor Nihat, ‘bu durumda anne-baba olarak biz ne yapacağız? En azından ben de eşim kadar rahatsızım çocuklarımın birbirlerine karşı olan bu tutumlarından’ diye de ilave ediyor ve detay bilgiler veriyor sorunu çözmeye yarayacak.

Konu iki kardeşin birbirini sevmemesi değil; ergenlik çağı ve anne-babanın bundan dolayı davranış şekilleri değişen çocuklarını anlayamamaları. Yani büyük bir ölçüde suç, ebeveynde. Şöyle ki; ergenlik döneminde boy uzaması, kasların gelişmesi, kol ve bacakların büyümesi, vücudda kıllanma, erkeklerde ses kalınlaşması, ergenlik sivilceleri çıkması gibi fiziki değişiklikler herkesin malumu. Ama bunun yanısıra bir de ruhi alanda meydana gelen değişiklikler var bunlara bağlı olarak gelişen.

Ruhi değişiklikler alanında en önemlisi ‘ben’ eksenli düşünce yapısının ağırlık kazanmasıdır. Şöyle ki; fiziki değişiklikler öncelikle çocuğun dikkatini kendi fiziki bedenine çeker. Arkadaş grubu ile mukayeseler yapar. “Onun boyu uzun, benimki kısa” hemen her anne-babanın çocuğundan duyduğu mukayese neticesi olan cümlelerdendir. Zaman zaman dış görünüşünü beğenmez çocuk veya beğenir. Her ikisi de tehlikeli. Çünkü bu fiziki hali kabul veya red, beğenme veya beğenmeme onun kimliğinin, şahsiyetinin oluşmasında müsbet ve menfi tesiri olan bir güce sahip. Sırf bu yüzden arkadaş çevresi oluşmayan gençler var örnek olarak verebileceğimiz. Beğenilmeme korkusu onu toplumdan uzaklaştırıyor ve içe kapanmasına yol açıyor. Ya da kendini çok beğendiğinden arkadaşsız kalabiliyor genç kız ve erkek bu dönemde.

İkinci önemli özellik; ergenlik döneminde bağımsızlık düşüncesinin oluşum ve gelişimidir. Gençliğe adım atan kız veya erkek bağımsızlık düşüncesi bağlamında, ciddi bir ikilem içindedir. O her şeyden önce evde model aldığı anne-babası gibi bağımsız olmak ister. Onun bu aşamada bağımsızlıktan anladığı şey, kendi kararlarını kendi veren/verebilen bir şahsiyet olmaktır. Bu da onun artık çocukluk döneminde olduğu gibi anne-babasının her dediğine itaat eden bir konumdan çıkartır. “Ben artık çocuk değilim” itirazları bunu gösterir. Yap denileni yapmaz zaman zaman; ya makul bulmadığından dolayı ya da dünün çocuğu olmadığını göstermek için. Eğer anne-baba bu durumun ergenlik ve bağımsızlık düşüncesinden kaynaklanan normal bir durum olduğunun şuuurunda değilse ve bu yüzden dayak atmaya kadar uzanan tepkilerle cevap verirse çocuğuna, o evde yangın var demektir. Nitekim bunu idrak edemeyen nice ebeveynlerden duymuşuzdur şu cümleleri: “Huy değiştirdi; dün yapıyordu bugün yapmıyor; laf anlamaz söz dinlemez, haylaz, haydut gibi birisi oldu vs.” Zaten Nihat’ın eşini -tabir caizse-çıldırtan da bu olmuş. İkisi de ergenlik çağına girmiş iki kardeşin -aralarında bir yaş varmış- kendi aralarındaki tartışmaya annenin de girmiş olması.

Unutmadan; bu bağımsızlık döneminde bazıları annesinin nazlı bebeği makamını kaybetmek istemez. Getirileri vardır o konumun çünkü ona. Himaye ve desteklerinin devamı sanki buna bağlı gibi gelir. Tabii ki bağımsızlık ve nazlı bebek arasında gelip gitme, genç kız ve delikanlıda davranış ve tutum bozuklukları meydana getirir. İkili, çifte standartlı bir yapı, şahsiyet sergilemeye başlar. Bazan anne-babayı bırakın, dünyayı dinlemeyen bağımsız genç, bazan anne-babasının himaye kucağına kendini salar ve “başüstüne anneciğim, babacığım” diyen bir çocuk olur. Burada ebeveyn dengeli, dikkatli ve istikamet üzere bir tutum takınmalıdır çocuğuna. Çünkü, zaman zaman çocuk muamelesi yapar, zaman zaman da, “artık yaşını başını aldın, çocuk değilsin, şöyle yapman lazım” türünden ikili bir tutum izlerse, bu, çocukda sözünü ettiğimiz ikili karakterin oluşmasına yardım anlamını taşır.

0 yorum

Yorum Gönder