5 Şubat 2016 Cuma

Bizim Dünyamızda Kadın

Bizim dünyamızda her şey gerçek değerini bulmuş; aklî, mantikî boşluğa mahal kalmayacak derecede kimsenin bu değerlerle problemi olmamıştır. Ne var ki, günümüzde kadının İslam’daki yeri bazılarınca haksız bir kritiğe tabi tutulmaktadır. Meselenin esasında kadının İslam’daki mualla yeri feminizmin yayıldığı 20’nci asra kadar herhangi bir problem oluşturmamıştır. İster Kur’an, ister Hadis, ister tarih, hangi zaviyeden bakılırsa bakılsın görülecektir ki, kadın hakiki değerini İslamla beraber bulmuştur.

Kadın bizim değerlerimiz açısından erkekle beraber bir vahidin iki yüzü gibidir. Bir meyvenin yarısını erkek teşkil ederken diğer yarısını kadın teşkil eder. Zira kainatta her şey çift yaratılmış vurgusu da onun bu vasfına işaret eder. Pozitifin negatifle, gecenin gündüzle olan münasebeti gibi kadının erkekle münasebeti vardır. Bu acıdan eksiyi artısız, gündüzü gecesiz düşünemeyeceğimiz gibi kadını erkeksiz, erkeği kadınsız düşünemeyiz. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de kadını erkeğin yarısı olarak değerlendirerek bu bütünlüğe işaret etmişlerdir.

Bizim dünyamızda kadın cemiyeti bağrında büyütentir; kimi zaman ana, kimi zaman abla, kimi zaman cennetin ayakları altına konduğu mualla bir varlık. Ufkumuz hep bu değerlerle doldurulmuş, şuur altlarımıza bu düşünceler kazınmıştır. Neticede kadınlara karşı davranışlarımız bu çerçevede şekillenmiştir.

Kadın yine bizim kültürümüzde erkeğin daha alt mertebesinde bir varlık değildir. Sadece vazife ve sorumlulukları açısısından vazife taksimi vardır. Bizim kültürümüzde erkeğin hakları olduğu gibi kadının da hakları vardır. Kadın İslami gelenekte asla murdar olarak algılanmamıştır. Ayrıca Hazreti Adem (a.s)’ı hataya düşüren şeytanın ruhuna nüfuz ettiği bir varlık olarak da asla telakki edilmemiştir.
Her şey İslamî açıdan bu kadar açıksa, kadına hakiki değeri verilmişse neden kadının yeri İslami açıdan tartışma konusu olmuştur?

Başta vurguda bulunduğumuz feminizm hareketlerine kadar kadın konusu İslami değerlerde bir problem olarak karşımıza çıkmamaktadır. Ne zaman batı kendi değerleri açısından kadını tartışmaya açmış ve kadınlar kendi haklarını aramaya başlamışlar, neticede böyle bir hareket müslüman ülkelerde de kadını tartışma konusu haline getirmiştir. Burada yapılan en büyük hata ise müslüman ülkelerdeki kaba kültürün, geleneklerin, göreneklerin, adetlerin kadına karşı tutumun İslami değerlerle karıştırılmasıdır. Halbuki kaba kültürlerin, adetlerin ortaya koyduğu kadına karşı uygulamalarla İslami değerlerin zerre kadar alakası yoktur.

Batı kültürünün kadına yaklaşımı ve değerlendirmelerinin vebalini İslami hakikatler çekmemelidir. Zira batı kültüründe kadına son asra kadar bir insan nazarıyla bakılmamıştır. Hatta 587’de kadın insan mı değil mi diye sorgulanmaya tabi tutulmus, ruhunun olmadığı iddiaları ortaya atılmıştır. Bu türlü kabüller batıyı 1850’ye kadar kadını bir vatandaş olarak kabul etmemeye götürmüştür. Yine bu düşünceler kadını Yunan kültüründe bir eşya haline getirirken, Roma kültüründe bir köle haline getirmiştir. Sahip oldukları kutsal metinler açısından kadın Hazreti Ademi kandıran, onu günaha sokan günahkar bir varlık gibidir.
Hülasa; batı kültüründe kadına karşı bu türlü yaklaşımlar feminizmi doğurmuş, dünya kadınlar gününün ilanına vesile olmuştur. Bir manada feminizm hareketleri ve dünya kadınlar gününün ilanı kadının bu türlü haksız muamelelere isyanının bir neticesidir. Bizim dünyamız açısından problem yoktur. Batı kadını ihmal etmiş ona haksız muamelede bulunmuştur. Onun faturasını İslami değerler ödemek zorunda değildir. Kirli kültürlerin uygulamalarıyla da İslamın alakası yoktur.



Cengiz İnanır

0 yorum

Yorum Gönder