25 Ocak 2016 Pazartesi

Sabitlenmiş Yazı - Tüketiyorum, O halde Varım

“There is no right and wrong; there is always boring and fun.”

Ev ila işyeri arasındaki günlük geliş gidiş seyahatimi yapıyordum mutad olarak. Coğrafi mekanın genişliği, buna bağlı olan ve bizde nazım plan kavramıyla anlatılan yerleşim modelinden dolayı oldukça uzun sayılacak bu gündelik seyahatta radyom her zamanki gibi açıktı. Yukarıda duyduğunuz cümleyi bir programda sunucunun değil konuşturduğu uzmanın ağzından dinleyince şok oldum. Bugünkü gibi hatırlıyorum, vücudumdaki bütün hücreler, beynimin tüm guddeleri isyan için ayağa kalktı adeta. Arabayı durdurup avazım çıktığı kadar ‘yanlış’ diye bağırmak geldi içimden her nedense. Şöyle diyor uzman yukarıda aktardığım cümlesinde: “Doğru veya yanlış yoktur; daima sıkıcı veya eğlendirici şey vardır.”

Bir bakış açısı bu. Hayata bakış, olaylara bakış. Sıradan bir düşünce, sıradan bir kabul değil. İnsanın hayat felsefesini belirleyen bir düşünce. Ben merkezli hayata bakış nasıl başkalarını ötekileştirir insan hayatında; aynen öyle de bu hazcı bakış da haz vermeyen her şeye isyanı veya umursamamayı netice verir. Bir başka açıdan insanı binler, milyonlar, milyarlar içinde bir b-e-n yapar. Dünyada var olan sadece o ve zevkleridir.

Yeni bir düşünce değil bu. Farklı bir zaviyeden bakınca benzeri düşünceyi Eski Yunan’da Kyrene okulu kurucusu Aristippos’dan duyuyoruz zira. Felsefede adına Hedonism denen Aristippos’un düşüncesine göre “haz veren şey iyi, acı veren şey kötüdür.” Bizim uzmanımız da “doğru veya yanlış yoktur; daima sıkıcı veya eğlendirici şey vardır” diyor. Belki argo kaçacak ama şu deyimi hatırlamanın tam zamanı: “Al birini vur ötekine!”

Dönün vicdanlarınıza ve kaç yaşındaysanız 20 yıllık, 50 yıllık hayatınızdaki bilgi birikiminizle, tecrübenizle, insanî hissiyatınızla çek edin bu düşünceyi; sorun aklınıza, vicdanınıza, kalbinize gerçekten hayat sadece eğlenceden mi ibaret diye. Vicdanı sönmüş, kalbi pörsümüş, dimağı durmuş bile olsa, azıcık insanî değerlere sahip herbir ferd hayır sesini duyacaktır maddi-manevi vücudunun her bir zerresinden ve latifesinden.

‘İnsanı insanın kurdu’ haline getirir bu düşünce. Böyle bir inanca, böyle bir bakış açısına, böyle bir felsefeye inanan, sahip olan şahıs, sadece kendini ve zevklerini düşündüğü için yaşadığı toplum için canlı intihar saldırıcıları gibi potansiyel bir tehlikedir. Halbuki İlahi öğretiler, Peygamberle temsil edilen değerler, insanî ve içtimai beşeri zaruretler tam aksini söyler bunun. Hayatı acısıyla-tatlısıyla bir bütün kabul etmesini ister insandan. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” der mesela Nebiler Serveri bize. “Kendisi için istediğini kardeşi için de istemeyen, kamil imanı elde edemez” der aynı Kutlu İnsan (sav) bir başka beyanında. “Sizin en hayırlınız, insanlara faydalı olandır” buyurur aynı istikametteki bir başka hadisinde. Hayatı eğlenceden, zevkten ibaret gören bir insandan anlamasını beklemediğim kutlu beyanlar bunlar.

Şöyle düşünüyorum; acaba bilgisayar oyunları ile başlayan Hollywood fimleri ile devam eden şiddet eksenli eğlence sektörünü bu zihniyet mi yönetiyor acaba? Öyle ya parmağını oynatmakla dakikada yüzleri-binleri öldürebilen bir çocuk, sinemada elinde patlamış mısırı ve koka-kolasıyla milyonların-milyarların öldüğünü zevkle seyreden bir insan. Sonra? Sonrası malum, şuur altına girmiş bu sahneleri, ötekileştirdiği insanlar üzerinde deneyen; din, dil, kültür farklılığı olan hem cinslerini öldürmeyi real hayata taşıyan bir zihniyet. ABD’deki bazı okullarda sınıf arkadaşlarını tarayan insanları aklınıza getirin; Ebu Gureyb hapishanesinde, Guatemala’da sorgulama esnasında yaşanan ve insanın damarlarında akan kanı donduran işkenceleri düşünün; bunlara başka türlü mana vermek mümkün mü acaba?

“Tüketiyorum, o halde varım; eğleniyorum, o halde varım; zevk alıyorum, o halde varım!” diyen insanlarla bir yere varılamaz. Varılamadığını tarih isbat etmiyor mu?


Ahmet Kurucan  19/05/2008 

0 yorum

Yorum Gönder