25 Ocak 2016 Pazartesi

Evlilikte İnancın Gücü - Sızıntı Dergisi

Kâinata koyduğu tekvinî kanunlara gâyeler derceden Yüce Allah, nesillerin devamı için erkek ve kadının evlilik müessesesi altında yaşamasını takdir etmiştir. Evlilik, ferdin duygu ve düşüncelerinin dağınıklıktan kurtarılması, cismânî hazlarının kont-rol altına alınması ve ahlâk sağlığı açısından önemli bir sigortadır. Evlilik ve aile hayatından herkesin beklentisi, dünyada cennetin küçük bir misâlini yaşayabilmektir. Zîrâ her fert yuva kurarken, maddî-mânevî değerlerin paylaşıldığı bir ortam hayal eder. İdeal mânâda evlilik, huzurun hedeflendiği bir anlaşmadır.


Evliliğin temeli: hürmet, muhabbet ve şefkat
Sevgi, aşk vb. bütün kalbî ihtiyaçların karşılandığı, üzüntülerin paylaşıldığı bir müessese olan evliliğe sağlıklı her insan ihtiyaç duyar. İnsanın yalnızlığını giderecek, gönlünü teselli edecek ve sıkıntılarını paylaşacak birine duyduğu ihtiyaç, meşru çizgide evlilik yoluyla karşılanır. Kalblerin en lâtifi, en şefîki (şefkatlisi) kadın kalbi olması1 yönüyle erkek, bu ihtiyaçlarını en iyi şekilde, hayatını birleştireceği kendisine denk bir kadınla (eş) karşılayabilir. Mutlu bir evliliğin temelini, kadınla erkek arasındaki hürmet, muhabbet ve şefkat oluşturur. İslâm, fıtrat dini olduğundan, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bütün ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik prensipler getirmiştir.

Yüce Allah, Kur’ân’da: “... Kendileriyle sükûnete, huzura kavuşasınız diye sizin için nefislerinizden eşler yarattı; aranıza ‘meveddet’ (sevgi) ve ‘rahmet’ (şefkat) koydu. Elbette bunda, düşünen kimseler için nice ibretler vardır.” (Rum sûresi, 30/21) buyurmaktadır. Bu âyetteki, dostluk, sevgi, muhabbet, mânâlarına gelen ‘meveddet’ kelimesi ayrıca, velî ve dost edinmek, yardımlaşmak, başkasının otoritesini kabul ederek görev ve selâhiyetini tanımak gibi anlamlara da gelmektedir.2 Bu âyetteki, ‘rahmet’in bir boyutu olan şefkat, karşılık beklemeden yardıma koşmaktır. Böyle bir şefkat, aşktan daha tesirlidir.3 Bu itibarla, eşler arasında ‘şefkat ve merhamet’ hislerinin canlı tutulması, mutlu bir evlilik için önemli bir unsurdur. Bu hislerin yansıması olan hâl ve tavırları, eşlerin birbirlerine göstermeleri gerekir.

Evlilik hayatının gerekli şartlarından sevgi ve anlayışı, Rabb’imiz kalblerin kaynaşmasına vesile kılmaktadır. Zîrâ Kur’ân’da belirtildiği gibi kalblerin kaynaşması ancak Allah’ın dilemesiyle olur. Eşlerin davranışları sadece bunun tesisi için bir fiilî duadır. Bunu başarabilen eşler, ruh ve beden sağlığı açısından da şanslıdırlar. Sürekli didişme içinde olan eşler, bu ön şartı yerine getirmedikleri için, aralarındaki muhabbet azalmaya başlar, bunun neticesinde kalb birlikteliği temin edilemez, boşanarak aile hayatını yıkmasalar dahi mâruz kalacakları psikolojik sıkıntılar ile sağlıklarını kaybedebilirler.4 Söz konusu insanlardan bir kısmı, iş hayatında istenen başarıyı yakalayamadıkları gibi, bazılarının da dinî hayat açısından hâlleri üzücüdür.

Çocukların ruh, beden sağlığı ve eğitimleri için en güzel mekânlardan biri, mutlu aile yuvalarıdır. Bu itibarla, huzurlu bir aile hayatının hazırlanması için eşlerin, üzerlerine düşen fedakârlık ve sorumlukları yerine getirmeleri gerekmektedir. Evliliklerini sağlam temeller üzerine kuramamış veya evliliğin devamlılığı için ön şartları yerine getirememiş eşler arasındaki geçimsizlik, çocuklarda da menfî tesirler meydana getirir. Huzurlu bir aile hayatından mahrum kalan, beden ve ruh sağlığı bozulmuş çocukların kendilerine verecekleri zararların ve cemiyete getirecekleri problemlerin sorumlusu eşlerdir.

Kur’ân’da ‘nefs-i vâhide’ olarak anlatılan erkek ve kadın, bir bütünün iki yarısı gibidir. O, öyle bir bütündür ki, parçalardan birinin işe yaraması için, diğerinin de bulunması şarttır. Binayı meydana getiren malzemelerin birbirine karıştırılarak tek madde hâline getirilmesi gibi, eşler de bütündürler. Yüce Allah, Kur’ân’ın pek çok yerinde,5 “Ey insanlar! Sizi bir nefs-i vâhide’den ve eşini de ondan yaratan (…) Rabb’inize karşı gelmekten sakının ve himayesine girin.” (Nisâ, 4/1) ve “Sizler birbirinize birleşip kaynaşmıştınız... Eşleriniz sizden güçlü bir güvence almışlardır.” (Nisâ, 4/21) gibi âyetlerle, ikinci unsurun birincisinden ayrı bir şey olmadığını belirtmiştir. Bu âyetlerden, “…erkeğin cinsinden ve mahiyetinden bir varlık” olduğunu öğrendiğimiz kadını, hâlâ ikinci dereceden bir varlık gibi görenler, Kur’ân’ın bu konudaki değerlendirmesine zıt düşmektedirler.6

Fıtrî ihtiyaçlarının karşılanmasında eşlerin mesuliyeti
Yarattığı eşyada sayısız hikmet, maslahat ve gâye gizleyen Yüce Allah, evliliğin “sükûnet (rahatlama ve huzur)…” kaynağı olduğuna işaret ederken, insanların ruh ve beden sağlıkları için önemli bir hususu da ortaya koymuştur. Bu bakımdan Allah’a kulluğu ve mânevî değerlere hizmeti hayatının gâyesi bilen her kadın ve erkek, hayat arkadaşının ruh ve beden sağlılığını muhafazayı ilâhî bir vazife bilmelidir.

Yüce Allah, “…Onlar (kadınlar), sizin için bir elbise/örtü, siz de onlar için bir elbise/örtüsünüz…” (Nisâ, 2/187) âyeti ile evliliğin temel gâyeleri konusunda pek çok hakikate işaret ederken; İlâhî Kelâm’daki, ‘libâs’ ifadesindeki edebî incelik de pek çok hakikate pencere açmaktadır. Elbisenin bir özelliği de insan vücudunu sarmasıdır. Bu itibarla, eşlerin birbirlerini elbise gibi sarmaları söz konusu âyetten alınacak ilâhî bir derstir. İnsanı soğuk ve sıcaktan koruyan elbise, hayâ duygusunun zedelenmesini önlediği gibi, eşleri de her türlü çirkinlikten muhafaza eder. Söz konusu ilâhî hitaptaki kelimelerin dizilişinden de, öncelikle erkeklerin hanımlarının örtüsü altında bulundukları dersini çıkarabiliriz. Bir hadîs-i şerifte de, “Evlenen dininin yarısını korumuştur; diğer yarısı konusunda da takva dairesine girerek dinini muhafaza etsin.” buyrulmuştur. Efendimiz’in (sas) bu kutsî sözünden, izdivacın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.

Evlilikteki sorumluluklardan hesaba çekilme gerçeği
İnsanın ihmallerinden ve içine düştüğü hatalardan kurtulmasının yolu, zaman zaman kendini sorgulamasından geçer. İnsana hatalarını göstermemek, nefis ve şeytanın en büyük hilesidir. Davranış ve düşüncelerini kusursuz kabul eden bir insan hatasını göremez; hatasını göremeyen de, Allah’ın himayesine sığınmaz. Zîrâ, kusurunu anlayan istiğfar eder ve Allah’a sığınıp şeytanın şerrinden kurtulur.7

Nefis muhasebesine ait bu ölçüler, eşler arası münasebette de önemlidir. Yüce Allah’ın (cc) ve Resûlü’nün (sas) beyanları çerçevesinde, eşlerin kendilerini sorgulayarak hatalarını kabul etmeleri, problemlerin çözümü için önemli bir dua vesilesidir.

Araştırmalar, eşler arasındaki geçimsizliğin, ailelerin yıkılma sebeplerinin ilk sıralarında olduğunu göstermektedir. Geçimsizlikler boşanmalara yol açmaktadır. Türkiye’de, “1935'te 2,4 bin, 1955'te 10,5 bin, 1975'te 12,9 bin ve 2000'de 25,7 bin boşanma olmuştur. Boşanma oranı 1935'te % 0,15; 1955'te % 0,44; 1975'te % 0,32 ve 2000'de % 0,46 olmuştur. Türkiye'de boşanmalar hızla artmaktadır.”8Aileyi korumanın kurtarmanın en önemli yolu, evliliği ayakta tutacak temel değerlere bağlanmaktır.

Geçimsizliklerin baş sebebi, eşlerin hayatı hürmet ve şefkat ekseninde paylaşamamalarıdır.
Duyguların paylaşılması, eşler arasında huzuru temin eden unsurlardandır. Eşlerin inançlarından kaynaklanan mânevî değerleri paylaşması; aralarındaki sevginin artması için Allah’a dua etmeleri sağlıklı bir aile ortamı için gereklidir. Eşlerin birbirlerinin ilgi sahasına yakınlık göstermesi, aile içi münasebetlerin güzelleşmesine zemin hazırlar. Meselâ, eşlerden birinin bir spor takımına yakından ilgi göstermesiyle diğerinin de aynı duyguları paylaşması aile mutluluğuna destek olur. Eşlerin birlikte geziye çıkmaları, sosyal aktivitelerde bulunmaları da bu konuda verilebilecek misâllerdendir. Meselâ hayatın her safhasında, bizlere en güzel örnek olan Efendimiz (sas), Hz. Aişe ile koşup yarışmışlardır.

Evlilik, İslâm’da korunması gereken en kutsî müessesedir.9 “Hanımını kocasına karşı kışkırtarak aralarını bozan bizden değildir!” hadîsinde aile müessesesini yıkmaya çalışanlara karşı büyük bir tehdit vardır. Evlilik binasını yıkıma kadar götürecek çatlaklıkların tamiri konusunda, eşlerin üzerlerine düşen vazife ve fedakârlıklardan kaçınmaları, insanı dünya ve ahirette pişman edecek bir tavırdır. Rabb’imizin, “İyilik ve (Rabb’in emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınma ile elde edilen) takvâda birbirinizle yardımlaşın.” (Mâide, 5/2) emri eşlerin mutluluğu için de hayâtî önem taşımaktadır. Bu ilâhî emri göz önünde bulunduran eşler, birbirlerine hizmette, ihsanda, birbirlerinin gönlünü almada, aralarında meydana gelecek kırgınlıkları affetmede yarışırlar. Eşlerden birinin önce davranarak bir tebessüm, bir sıcak ilgi göstermesi problemleri çözmede oldukça müessirdir. Bunun yerine, habbeyi kubbe yapmak ve problemin sebebini birbirine atarak münakaşa etmek vaktin zâyi edilmesi demektir. Peygamber Efendimiz’in (sas); “Kardeşinle münâkaşa etme, zîrâ münâkaşanın hikmeti anlaşılmaz...”, “Haklı olduğu hâlde münakaşayı bırakan kimse için cennetin ortasında bir köşk bina edilir.” şeklindeki beyânları ailenin mutluğu açısından da güzel nasihatlerdir. Peygamber Efendimiz’in (sas); “Şüphesiz ki kıyamet günü, Allah’ın en çok ehemmiyet vereceği emanet, eşler arasındaki emânettir..” 10 sözleri eşler için büyük bir uyarıdır.

Aile mutluluğu için eşlerin yarışı
Mutluluk yollarının araştırılması ve huzuru bozacak problemlerin giderilmesinde eşlerin birbiriyle yarışmaları mânevî bir mesuliyettir. Tarafların birbirlerini memnun etmek için iyi niyetlerini ortaya koymaları problemin çözümü için önemli bir başlangıçtır. İthamlar, çözüm yerine aradaki mesafenin açılmasına sebep olur. Yüce Allah, “Eğer eşler, aralarını düzeltmek isterlerse, Allah onların aralarında kaynaşma meydana getirir.” (Nisâ, 4/35) fermanı ile muhtelif sebeplerle araları açılan eşlere, aralarını düzeltmek için iyi niyetlerini ortaya koymaları ve evlilik gemisinin kurtarılması konusunda rehberlik yapmaktadır. Bu âyette ayrıca, aralarında sürtüşme olan eşlerin, iyi niyetlerini ortaya koymaları hâlinde aralarının düzeleceği müjdesi de vardır.

“Hepiniz çobansınız ve emrinizin altındakilerden mesûlsünüz.” buyuran Allah Resûlü (sas), bu kutsî sözlerinin devamında erkeğin hanımından ve çocuklarından hesaba çekileceğini belirttikten sonra,“Kadın da, kocasından mesûldür. O, ondan sorulacaktır.” buyurmuşlardır. Eşlerin bakım ve süslenme hususunda üzerlerine düşenleri yerine getirmeleri konusunda hadîs kitaplarında pek çok örnekler bulunmaktadır. Meselâ bazı sebeplerle uzun zaman ailesinden uzak kalmış erkeklere hitaben Efendimiz (sas); “Sizden birisi ailesinden ayrılığını uzattığı zaman, evine gece vakti gelmesin. Gündüz vakti ailesine gelirken de, bunu önceden bildirsin.” buyurduktan sonra, kadının gerekli temizlik ve bakımını yaparak kocasını karşılamasını tavsiye buyurmuştur.1

Aile mutluluğunu temin eden eşlere mânevî mükâfatlar
Mânevî değerlere riayet etmek aile hayatını bir nevi cennet köşesi hâline getirdiği gibi, eşlere büyük sevaplar da kazandırır. Peygamberimiz (sas), kıyamet günü, Allah’ın himayesinde bulunduracağı yedi sınıf insandan birinin “Allah için birbirlerini sevenler…” olduğunu belirtmiştir.11 Eşlerin, fıtrî olarak birbirlerine ihtiyaç duymaları, onları bir aile çatısı altında buluşmak üzere birbirlerine çeker, bu yakınlaşma “Allah’ın rızasını kazanma” gibi büyük bir değer ile beslendiğinde, eşlerin birbirine duyduğu sevgi ve saygı daha da artar.

“Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır.” 12 buyuran Allah Resûlü (sas), eşlerin birbirlerine sevgi ve saygı ile davranmalarının ve birbirlerine tebessüm etmelerinin, onlara cenneti kazandıracak amellerden olduğunu haber vermiştir. Bir sahabi, Efendimiz’e (sas), hanımının kendisini güler yüzle karşılayıp, güzel sözler söylediğini anlatınca Allah Resûlü (sas), “Hanımına selâm söyle; kendisinin yarı şehit sevâbına kavuştuğunu haber ver!” 13 buyurmuşlardır.

Bu değerlerin hayata geçirilebilmesi için nefislerin kontrol altına alınması gerekir. Dünya ve ahirette karşılaşılacağı cezalara rağmen arzular, nefse, hazır lezzet ve intikamı her şeye tercih ettirir. Nefsin terbiyesi ve kontrol altına alınabilmesi, ancak Yüce Allah’ın emirleri ve Efendimiz’in (sas) tavsiyeleri ile mümkündür.

Dr. Saim ARI İçtimai - Ocak 2006
_____________

Dipnotlar
1- Geniş bilgi için bkz: İşârâtü’l-İ’câz, s. 145.
2- Şamil Ansiklopedisi, Hizb Maddesi,
3- Bediüzzaman, Mektubat, 8. Mektup’tan özet olarak
4- Bkz: Ziya Aydın, Bedenimizin Sinyalleri, Sızıntı, Aralık, 1999, s. 251, s.507. (Psikolog Kurt Singer’in incelemelerine dayanılarak kaleme alınan bu yazıda, psikolojik gerginliğin insan sağlığı üzerinde meydana getirdiği rahatsızlıklara dâir geniş bilgilere yer verilmiştir)
5- Nisâ, IV/1; Nahl, 16/ 71; Rûm, 30/21; Zümer, 39/6;Şûrâ, 42/11.
6- Kur’ân-ı Kerîm de Nisa süresinde “Ey insanlar O Allah’a karşı gelmekten sakının, korkun ve himayesine girin ki, O sizi bir nefisten yarattı ve eşini de ondan yarattı.” şeklinde meseleye temas ediyor. Arapçada dişiyi gösteren zamirler “Hâ” şeklinde; erkeğe ait zamirler “Hû” şeklindedir. Bunu aşağıdaki âyette açık olarak görmek mümkündür: “Sizi bir nefisten yarattı; eşinizi de ondan yarattı.” Bu ifade üzerinde biraz duralım. Demek ki, 1- Cenab-ı Hak evvelâ Hz. Havva’yı, zât-ı Âdem’den değil de mâhiyet-i Âdem’den yarattı. Çok dakik bir husustur bu... 2-Nefs-i Âdem, mâhiyet-i Âdem’den başkadır. Meselâ bir insanın, “zâtı budur, boyu şu kadar, kilosu bu kadar, edası şöyledir” denilir. Bir de onun mahiyeti, iç ve dış âlemi, düşünceleri, Allah’a yakınlık ve uzaklığı vardır. Eğer bir insan esas benliği ile ele alınacaksa, ikinci şıkkı, yani mâhiyetiyle ele alınacaktır. Aslında öbür yanı, sırf bir iskelettir. Şimdi bu mânâdaki bir insan, benliği ve nefsi itibariyle başka, cesedi itibariyle başkadır. Kur’ân-ı Kerîm Hz. Havva’nın hilkatini ele alırken: “minha” sözüyle “o nefisten” diyor; Âdem’den değil.(Fethullah Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler, İzmir 1998, II, 158.
7- Bkz: Bediüzzaman, Lemalar, 88
8- Prof. Dr. Muammer Kaya, www.netyorum.com/Sayı:140
9- Ebu Dâvud, Talâk 1, Edeb 135
10- Müslim, Nikâh 123; Ebu Dâvud, Edeb 37
11- Buhâri, Ezan 36; Zekât 16, Rikâk; 24, Hudûd 19; Müslim 91; Tirmizi, Zühd, 53
12- Tirmizi, Birr, 36
13- Münziri, et-Tergib ve’t-Terhib,

0 yorum

Yorum Gönder