6 Mayıs 2015 Çarşamba

Turuncu 13.Hafta Pırlanta

Sahabe Şuuru

Sahabe şuurunu nasıl kazanır ve nasıl koruyabiliriz?

Sahabe şuuru, şuurda ufuk demektir. Daha sözün başında, Cenâb-ı Hak'tan dua ve niyazımız; bizi bu şuurla şuurlanmış olarak hakikate uyarsın.. ve İslâm'a hizmet şuurunu, ızdırabımızın hiçbir zaman bitmeyen kaynağı hâline getirsin! Evet, şuurla sinelerimize öyle ızdırap tohumları saçsın ki, başkaları huzura kavuşacağı ana kadar bize, kendi huzurumuzu, sıcak yuvamızı ve çoluk çocuğumuzla hemdem olmayı unuttursun!

Şu anda eğer sahib-i selahiyet olsaydım, Rabbim'den ızdırap tohumları ister, bununla bütün evleri dolaşır, yuvalarında mışıl mışıl uyuyan mü'minlerin sinelerine, İslâm'a ait dert ve ızdırabın tohumlarını saçar ve "Of" desin inlesinler, "Ah" desin inlesinler; ızdırapla beyinleri zonklamaya başladığında da, yataklarından fırlayıp evlerinin koridorlarında veya salonlarında deli gibi dolaşsınlar dilerdim. Evet, geleceği kuracak akıllılar da işte bu deliler olsa gerek.

Hatta diyebiliriz ki, dininden dolayı cinnet ve hafakanlara girmeyenlerin diyanetlerinin kemale ermesi söz konusu değildir. Evet, işte biz bu seviyede bir şuura talibiz. Gerçi zordur, sancı kaynaklıdır, rahatsız edicidir ama, "Hoştur bize O'ndan gelen, ya taze gül, yahut diken. Lütfu da hoş kahrı da hoş."Tabiî vereceği dava ızdırabı ve çilesi hepsinden de hoş...

Rahat ve rehavet, insanı çürüten faktörlerin en başında gelir. Nerede rahat ve rehavet rüzgârları esmeye başlamışsa, hemen orada, fertlerin samyeli yemiş gibi pörsüdüğü ve öldüğü görülmüştür. Bu tür insanlarla bir şey yapılamayacağı da bir gerçektir. Ülkemiz, ülkümüz ve milletimiz adına alevle, ateşle hatta lavlarla kapı komşu olmak bir esastır. Bilindiği gibi granit, magma tabakalarına yakın olan yerlerde teşekkül eder. Bir taraftan da magmaları tutar, hapseder. Bunun gibi, bağrı çile ve ızdırap magmalarına açık olmayan insanların milletimizin istikbali ve kaderi adına yapacağı fazla bir şey yoktur. İşte bizim aradığımız şuur budur. Peki bu şuur nasıl kazanılır?

Şimdi evvelâ, böyle bir şuurun kazanılmasının zorluğunu işaretleyelim. Ardından da mevzuyla ilgili mütalâamızı birkaç madde hâlinde takdim etmeye çalışalım:

1. Âyât-ı tekvîniyeyi tefekkür: Şu kâinat kitabını her gün didik didik incelemeli, varlık ve hâdiseler yevmiye birkaç defa hallaç edilmeli ve yakın takibe alınmalıdır. Evet, tefekkür öyle bir rampadır ki, insanı alır bir hamlede varlığın dört bir yanında gezdirir.. ve insan tefekkürle, eşya ve hâdiseleri hallaç etme imkânına ulaşır. Tefekkür öyle bir limandır ki, insan onunla eşyayı aşar, esmâya ulaşır ve esmâ yoluyla da Müsemmâ-i Akdes'e vâsıl olur. Ardından sıfatlar dairesine girer ve hayrete erer. Bu duruma gelince de, insanın bütün duygu ve düşünceleri âdeta Cenâb-ı Hakk'ın emir ve rızasına düğümlenir. İsterseniz buna "fenâ fillah" mertebesine erme de diyebilirsiniz. Ve bu seviyeye ulaşan insan, Allah için işler, Allah için başlar, Allah için oturur, Allah için kalkar, Allah için yer, Allah için içer, lieclillah, livechillah rızası dairesinde hareket eder.

Tefekkür rampası insanı amûdî (dikey) olarak yükseltir. Bu­nun içindir ki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir saat tefekkürü bir sene ibadete mukabil tutar. Çünkü ibadet insanı ufkî olarak Allah'a yaklaştırır. Hâlbuki yukarıda da söy­le­di­ğimiz gibi tefekkürde Allah'a yaklaşmak dikey olarak ger­çek­leşmektedir. Bu sebepledir ki tefekkürü bir limana, bir ram­paya benzettim. Zira insan, tefekkürle, rampaya binen roketler gibi bir lahzada kurb semasının derinliklerine ulaşır.. huzur soluklar ve itminana erer...

2. Kendisiyle münasebetimiz ölçüsünde Nurların, feyiz ve bereket olup içimize akan eserleriyle irtibatı devam ettirmek ve her gün zamanımızın bir mübarek dilimini onlarla meşguliyete ayırarak bunu hayatın bir parçası hâline getirmek. (Herkese objektif gelmeyecek bu meseleyi sadece işaretleyip geçiyorum).

3. Sahabe-i kiramın hayatlarını konu alan eserleri sık­ça okumak ve okunanları tatbikte kararlı olmak. Bu hu­sus, bizim metafizik gerilim içinde bulunmamızı temin edecek ve sahabe şuurunu kazanmamızda bizlere hep ışık tutacaktır. Çünkü onlar misaldir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sel­lem), sahabeyi gökteki yıldızlara benzetmiş ve "Hangisinin atmos­fer ve kudsî cazibesine girseniz bana ulaşırsınız." işaretinde bulunmuş ve onların birer hidayet meşalesi olduklarını söylemiştir. Sahabenin hasbiliği, feragati, diğergâmlığı, derdi, ızdırabı, çilesi ve bütün bunların yekûnunu çerçeveleyen şuuru öğrenilmedikçe, onlar gibi olma, onlar gibi davranma elbette imkânsızdır.

İsterseniz, bir Abdullah b. Cahş ile, bir Sa'd İbn Rebi' ile, hayatına sadece bir buçuk sene Müslümanlığın girdiği İkrime b. Ebî Cehil'le veya amcası İbn Hişam'la hayalen münasebete geçip, onların insanî normları aşan iman ve aksiyonlarında arz etmeye çalıştığım hususların icmalini görebilirsiniz. Öyle zannediyorum ki, hemen içinizde zincirleme "keşke"lerin uyandığını hissedecek ve "Keşke ben de bir Mus'ab, bir İbn Cahş, bir Hamza, bir İkrime, bir İbn Hişam… olsaydım" diyeceksiniz. Hele onlardan bazılarının Cehennem'in kenarında dolaşırken her nasılsa hayatının son faslında "Bismillah yâ Allah!" deyip birkaç dakikalığına Müslümanlık içine girip, bir solukta Cennet'in zirvelerine ulaştığını görünce kendinizden geçecek ve yine bir "keşke" ile inleyerek onlardan biri olmayı isteyeceksiniz. Öyle sanıyorum ki bütün bunlar, sizde sahabe şuurunu mayalayacak ve bu hisler sizleri hep coşturacaktır.

4. İnsanımıza hizmet eden ilim-irfan yuvalarını gezip ziyaret etmek de kazandığımız şuurun devamlılığı bakımından önemlidir. Hatta pek çok insanda, anlatılanlardan ziyade gidip görmeler daha müessir olmuştur. Bunun sayısız örnek ve misalleri vardır. Bu sebeple metafizik gerilimimizde bir gevşeme hissedince böyle bir çareye hemen müracaat edip şuurumuzda bir tazelenme meydana getirebiliriz.

0 yorum

Yorum Gönder